Tag Archive | "Ergenekon"

Ecevit Ergenekon’un şifresini vermiş


Diplomathaber.com’dan Ömer Adıyaman’ın iddiasına göre ; Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit, rahatsızlanıp, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde tedaviye başlamadan bir hafta önce kabul ettiği öğrenciler ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Bu söyleşide Ecevit, 1980 darbesi başta olmak üzere birçok konu ile ilgili görüşlerini dile getiriyor.

Konuşmakta güçlük çeken Ecevit, günümüzde yapılmaya zemin hazırlanan darbeler ile ilgili olarak da adeta ergenekonun şifresini veriyor ve sözlerine şu cümleleri ekliyor; “Türk kesiminde bazı kesimlerin morali bozuldu mu demokrasiden kaçma telaşına giriyorlar. Kendileri bazı görevlerini yerine getirmek ve gelişmeleri gerçekleştirmek mecburiyetinde oldukları halde özellikle kendilerini aydın olarak tanımlayan bazı çevreler biraz moralleri bozuldu  mu askerler gelsin bizi kurtarsın havasına kapılıyorlar. Bu da Türkiye’ye zaman kazandırtmıyor ve zaman kaybettiriyor. Ama şimdi demokrasiye bağlılık eskisine nazaran değişti. Fakat aydın dediğimiz bu kesim hala dediğim gibi asker gelsin bizi kurtarsın düşüncesine devam ediyor.”

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit, rahatsızlanıp, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde tedaviye başlamadan bir hafta önce kabul ettiği öğrenciler ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Bu söyleşide Ecevit, 1980 darbesi başta olmak üzere birçok konu ile ilgili görüşlerini dile getiriyor. Konuşmakta güçlük çeken Ecevit, günümüzde yapılmaya zemin hazırlanan darbeler ile ilgili olarak da adeta ergenekonun şifresini de veriyor. 1 Mayıs’ta öldürülen 30 kişi ile ilgili dış güçlerin etkisinin olduğunu vurguluyor. İşte Ecevit’in rahatsızlanıp, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde tedaviye başlamadan bir hafta önceki röportajı: “Çok partili rejime geçerken demokrasi ve solculuk ve sosyalizm bir türlü kaldılar. Solculuk adaletli ve halkça bir  düzendir. Bunu yakın tarihte dile getirmektir. Türkiye’de ve dünyada genel olarak sol kavramı büyük önem taşımaktadır. Çünkü Türkiye’nin sosyal açıdan önemli bir eksiği şudur. Atatürk ve İsmet İnönü, sosyal adalet ve kalkınmak için mücadele etmişlerdir. Ama bunu tamamı ile bütün halka kabul ettirememişlerdir. Bunun da nedeni Türkiye Cumhuriyet döneminde adımlar atarken kendi yapısal özellikleri konusunda büyük sıkıntılar çekiyordu. Çünkü Türkiye Kurtuluş savasının gerçekleşmesine işlev haline gelmesine en çok toprak ağaları ve sosyal adalete önem vermeyen kişiler sebep olmuştur. Bunlar hala Türkiye’de önemli yer tutuyor” ifadelerini kullanıyor.

“BAŞBAKAN İKEN DEMOKRATİK SOL ADIMLARI ATAMADIM”

Ecevit, Başbakan iken demokratik sol adımları atamadığını belirterek, “Mesala ben başbakan olduktan sonra demokratik sol yönünde adımlar atarken çok ağır güçlüklerle karşılaştık. Kendi partimiz içerisinde daha başka başka partiler çıkmadan önce toplumun ihtiyaç duyduğu atılımları yapmak istedik. Toplumun bazı kesimlerinden gelen ciddi engellemeler nedeni ile bunu yapamadık.

“PARTİ İÇERİSİNDE ENGELLE KARŞILAŞTIK”

Buna ilginç bir örnek vereyim. Bu kesim yani aslında birçok engellemelerle yapılması gerekenleri onaylamıyorlardı. Mesala toprak reformu yapılması büyük bir zorunluluktu. Buna Atatürk’de, İsmet İnönü’de büyük önem veriyordu. Fakat kurtuluş savaşı sırasında bağımsızlığımız için çalışmış olan o bakımdan topluma hizmette bulunmuş olanlar toprak adaletsizliğinin giderilmesine yönelik hiçbir adım atmıyorlardı ve attırmıyorlardı. Atatürk ve İsmet İnönü bütün bu adımlardan itibaren bugün önemli toplantılarda önemli adımlar ve tedbirler almıştır. Atatürk emin adımlarla toprak reformunun yapılmasının suretle isteklerini yaptıramamıştı. Çünkü dediğim bu ağır kesimin feodal ve yarı feodal dediğimiz bu kesimin  sosyal adaleti engelliyorlardı. Benim çalışma bakanlığım sırasında özellikle bu konuda büyük sıkıntılar yaşıyordum. Biz toprak reformu adaletinden yana çalışmalarımıza dışarıdan değil, Türkiye içerisinden ciddi anlamda engellemeler geldi. Biz bundan bahsederken, gerekli yasaların yapılmasını isterken, tarımdan köylü kooperatiflerin kurulmasına kadar atabileceğimiz adımların atılmasından gelişmelere karsı çıkılmıştır. Toplu sözleşmeler ve grev çalışmalar ile ilgili adımlar atarken karşımıza toprak ağaları ve feodal yapılanmalar dikildi. Sonuç olarak parti içerisinde CHP içerisinde parti içi mücadele oldu. O kesimi hiç değilse engellemelerini önleyebilmek, hiç değilse bir şekilde halkı rahatlamaya yönelik bir hareket oldu” dedi.

“ÇAĞDAŞ DÜŞÜNCELİ SANAYİCİLERE ENGEL VAR”

Diplomathaber.com’da yayınlanmış olan özel söyleşide İşçi konusuna da açıklık getiren Ecevit, “İşçi konusuna gelince. Aslında çağdaş düşünceli sanayiciler epey gelişmiştir Türkiye’de. Ama gene de bunu engelleme yönünde çalışmalar devam etmiştir ve devam ediyor. Bunu mahkul düzeylere indirmeden epey sıkıntılar çektik. Aslında sanayiciler büyük ölçüde başarılara adım attılar ve atmaya da devam ediyorlar”

“ASKER GELSİN BİZİ KURTARSIN DÜŞÜNCESİ DEVAM EDİYOR”

Türkiye’de yapılan darbeler ile ilgili Ergenekon’u işaret eden Ecevit, “Türk kesiminde bazı kesimlerin morali bozuldu mu demokrasiden kaçma telaşına giriyorlar. Kendiler bazı gelişmeleri gerçekleştirmek mecburiyetinde oldukları halde özellikle kendilerini aydın olarak tanımlayan bazı çevreler biraz moralleri bozuldu  mu askerler gelsin bizi kurtarsın havasına kapılıyorlar. Bu da zaman kazandırtmıyor ve zaman kaybettiriyor. Ama şimdi demokrasiye bağlılık eskisine nazaran değişti. Fakat hala dediğim gibi asker gelsin bizi kurtarsın düşüncesi devam ediyor” şeklinde konuşuyor.

“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SAVUNDUĞUM İÇİN BEŞ YIL HAPSE GİRDİM”

80 döneminde basına yapılan sansür ile ilgili Ecevit , “Basın özgürlüğünü yaşatmadan dolayı verdiğim mücadeleden dolayı o dönemlerde beş yıl hapse girdim. Askeri darbeden önce. Zaten Türkiye’de gazeteciliğe fazla gölge verilmemesi için ağır darbeler görüldü. Ama bunlara karşı direnci benim gibi bazı gazeteci işçiler mücadelemizi verdik. Hiçbir halk mücadele vermeden kazanılamaz.  Aslında türk gazetecileri doğruyu yazmayı görev bilmişlerdir. Ama bir takım yanlı medya da var” ifadelerini kullanıyor.

“İSMET İNÖNÜ İLE BİR ORTAK YANIMIZ VARDI”

Ecevit, İsmet İnönü ile ilgili olarak ortak yanının olmadığını belirttiği açıklamada, “Benim aslında İsmet İnönü ile mücadele edecek ortak bir yanımız yoktu. Ancak bir araya geldiğimizde rahmetli İsmet İnönü askerlerin bazı isteklerine geçici olarak engel olma yolunu tercih etti. Bir tek o konuda İsmet İnönü ile aramızda uygarca bir mücadele oldu. Bunun dışında İsmet İnönü ile çok kaybımız vardır” ifadelerine yer verildi.

“80 DARBESİ MORAL BOZUCU BİR OLAYDIR”

80 darbesi ile ilgili açıklamaların yer aldığı röportajda, “O dönemde çok üzücü moral bozucu olaylar oluyordu. Mesele onlarla mücadele boyutunu toplumda toplum ile mücadele de gücünü Korumak önemliydi. Ben hiçbir zaman bazı sıkıntıların aşılması için güç kullanmasına gerek görmediğini savundum. Nitekim bu darbeler ile pek çok şey kaybedildi. Çok kazanç olmadı. Hep kayıp oldu. Birçok hakların alınması gibi. 12 eylülün arkasından gelen olaylar sırasında büyük haksızlık yapıldı. Millet meclisine 30 yaşını aşmayanlar alınmıyordu. 18 yaşını doldurmadan bir genç milletvekili olamıyordu. Ben bunu gündeme getirdiğimde bunu kimse içine sindiremiyordu. Çünkü o yaşlarda siyasal haklara doğal gözle bakılmıyordu. Bu kadar erken yaşta milletvekili olan kimse ya düşünceleriniaçıklarsa gelişme çok hızlanır. Bilgi daha hızlı edinilir diyor. Gelişime açık olabiliyor. Demek istediğim gençlerin hızlı gelişebilmeleri için yaşların indirilmesi zorunludur. Epey sıkıntı çektik ama epey sorun da çıktık” ifadeleri yer alıyor.

“O DÖNEMLERDE DARBEYE GEREK DUYULMUYORDU”

Ecevit, “Darbe hak edilmiş bir şey değildir. O dönemlerde büyük sıkıntılar vardı ama darbeye gerek duyulmuyordu. Aslında asıl engelleme ve zorluklar kısmen bazı politikacılardan da geliyordu. Bunu da inkar etmemek gerekir” diyor.

“DEMİREL BANA SİZİNLE ANCAK SAVAŞ HALİNDE İŞBİRLİĞİ YAPABİLİRİZ DEDİ”

Ecevit, Demirel ile ilgili, “Sayın Demirel bizimle işbirliği yapmak istemezdi. Bir gün sayın Çağlayan geldi. Meclis başkanlığı boşalmıştı. Yenisi seçilmemişti. Çankaya’da Cumhurbaşkanı vekili olarak görev aldı. Bir gün sayın Çağlayan ve ben Süleyman Demirel tarafından davet edildik. Biz darbeye gerek yok dedik. Bunu kendi içerimizde halledebilirdik dedik. Sayın Demirel, “Sizinle ancak bir savaş halinde işbirliği yapabiliriz” dedi. Tabi bu zihniyet bakımdan kötü. Yani demokrasiye bir şey getirmemesi engelliydi. Fakat aşılamayacak durumlar değildi. Halk demokrasiyle özdeşmişti. Darbeye ihtiyaç yoktu. Sosyal ve siyasal bilinç gelişmiştir. Osmanlı döneminden bu yana siyaset demokrasi adına önemli adımlar atılmıştı. Bunlara gerek yoktu. Bütün önde gelen gelişmiş Avrupa ülkeleri zalimce bir baskı rejimi uygulama yaptıkları halde Türkiye bunun dışında kalmıştır. Türkiye 80 darbesi yapıldığı zaman demokrasi anlamında gelişmiş bir ülke olarak biliniyordu” diyor.

“TÜRKİYE DEMOKRAT BİR ÜLKEDİR”

Türkiye’nin demokrat bir ülke olduğunu savunan Ecevit, “Türkiye’deki demokrasi kesintilerinin gerçek nedenlerinin ayrıntılı olarak incelenmesi gerekir. Birde demokrasi isteyen ana demokrasi sistemini istemeyen kesimler vardır. Onlar da sorumluluk taşıyor. Ama şunu da unutmamak lazım dediğim gibi en gelişmiş denilen ülkelerin başında baskı altında yaşarken Türkiye’nin demokrasi adına adım atması çok önemlidir. Özellikle yabancılarla görüşürken şu gerçeği de hatırlatmak gerekir. Bahsettiğim komutanlar batı Avrupa da ki anti demokratik rejimi savunan ülkeler. Onların yanlış hatırlamıyorsam hiçbirinde sivil demokrasi yoktu. Tam tersine o ülkelerin hepsinde dikta rejimi ilan edilmiştir. Ama tam tersine Türkiye demokrasi ile taşınmıştır” ifadelerine yer veriyor.

“1 MAYIS’I DIŞ GÜÇLER YÖNLENDİRDİ”

30 kişinin öldürüldüğü 1 Mayıs olaylarında Ecevit, “Bir mayıs katliamında dış güçler vardı. 30 küsür vatandaş kaybettik. Tabi eminim ki dış etkilerin büyük rolü vardı. Bu gözler önünde insanların öldürülmesi bağışlanabilecek bir şey değildi. Tabi şunu belirtmekte fayda var. BU tür olaylar anlamsız da olsa gereksiz de olsa bunlar tahrik edenler daima olacak ve bulunuyor.  Evet. Tabi sorunlar bitmedi henüz. Bu şekilde olaylar olabilir. Demokrasiyi korumak için gerkeli özverilere sahip çıkın. Bazı kesimler tepkilerle bazı engellemelerle devam ediyorlar edecekler. Atatürkün ve arkadaşlarını getirdiği devir engellenir” ifadelerine yer verdi.

“ABDİ İPEKÇİ ÖLÜMÜ BENİ ÜZDÜ”

Abdi İpekçi’nin ölümü ile ilgili Ecevit, “Abdi İpekçi öldürülürken çok üzüldüm. İçtenlikle saygı duyduğum ve sevdiğim bir gazeteciydi. Gazeteciliği bilen kimliği ile bilinen bir gazeteciydi. Evinin önünde öldürülmesi benm için unutulmaz bir acıydı. Şimdi 12 eylül öncesinde demokratik basın özgürlüğü bihayli gelişmişti. Fakat şimdi hiçbir gazetede bu özgürlük kalmadı. Ondan hemen öncesinde geniş bir özgürlük varken ve bu özgürlüğün bulunduğu sırada önemli gazetecilerden abdi ipekçi öldürülürken bu tamamen bitti” ifadelerini kullanıyor.

Kaynak : Diplomathaber.com

Kategori : GündemComments (0)

Ergenekon’da ne derse çıkan yazar.


Zihni Cakır, 2007 Ağustos ayında bir kitap yazdı “Ergenekon’un Çöküşü” adını taşıyan bu kitapta yazanlar, geçen zaman içinde bir bir çıktı. İşte Cafesiyaset yazarı Çakır’ın o günden bu yana çıkan yazdıkları:

2007 yılı Ağustos ayında “Ergenekon’un Çöküşü” diye bir kitap çıktı piyasaya.
Geçmişte Celal Kazdağlı ve Can Dündar’ın kaleme aldığı “Ergenekon” isimli bir kitap vardı ama; Cumhuriyet Gazetesi bombalanması ve Danıştay saldırısı gibi eylemlerin Ergenekon isimli bir örgütce planlandığını kimse konuşmuyordu bile.

Vatansever Kuvvetler Güç Birliki Hareketi Derneği’ne yönelik Girdap operasyonunun, Danıştay Saldırısı, Cumhuriyet’e bomba, Hablemitoğlu cinayetleri gibi eylemlerin zanlısı bir derin örgüte uzayacağı yer alıyordu Zihni Çakır tarafından kaleme alınan Ergenekon’un Çöküşü kitabında.
Çakır sahip olduğu bilgilerle Ergenekon soruştuırması’nda da tanıktı ve verdiği bilgiler birçok operasyon dalgasının temeliydi adeta.

Kitabında ise, derin yapının bazı sivil toplum örgütlerini de bünyesine alan ve paramiliter örgüt yapısına sahip bir piramidi andıran şeması anlatılıyordu.

Adı Ergenekon olan bu yapının kendine ilk adı Seferberlik Tetkik Kurulu, sonra Özel Harp Dairesi ve şimdilerde Özel Kuvvetler Komutanlığı olan ve NATO ve ABD yardımlarıyla kurulup yaşatılan rutin dışı operasyon birimlerini referans aldığı öne sürülüyordu.

Zihni Çakır’ın Ergenekon’un Çöküşü kitabı yaklaşık 7 ay sonra 22 Ocak 2008 tarihinde adına Ergenekon denilen operasyonla daha iyi anlaşıldı.

Üstelik Ergenekon’un Çöküşü’nde Vatansever Kuvvetler lideri Taner Ünal ve Ahmet Cinali’yi Ergenekon’dan bağımsız görmeyen Zihni Çakır’ın bu tezi yaklaşık 2 yıl sonra ispatlandı ve Girdap operasyonu dosyası Ergenekon dava dosyasına girdi.

Bu arada, 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen askeri mühimmatın sahibi, Çakır’ın kitabında tanımladığı ve analizini yaptığı Ergenekon denilen derin yapıydı.
Çakır ilk kitabı Ergenekon’un Çöküşü’nün 2. serisini de Mart 2008’de piyasaya sürdü.

Ergenekon’un Çöküşü’nde yapının tanımını ve organizasyonunu anlatan Çakır, Ergenekon’un Çöküşü-2’de ise örgütün eylemleri ve hedeflerini somut bilgi ve belgelere dayandırmıştı.
kullanKitabın 40 ve 41. sayfalarında, bugünü özetlercesine, Ergenekon’u Özel Harp Dairesi ile özdeşleştirirken, yapının dinamizmini de Seferberlik Tetkik Kurulu’na bağlıyordu.

Bugün PKK ve Ergenekon ilişkisi tartışıladursun, Zihni Çakır Ergenekon’un Çöküşü-2’nin 65. sayfasında PKK’nın kuruluşundan bu yana derin devletle ilişkisini ortaya koymuştu. Çakır, APO ile beraber hareket eden ve MİT’e çalıştığı öne sürülen Pilot Necati’nin aynı zamanda Fikir Kulüpleri Federasyonu’nu meşru ve legal zeminden illegal örgüt bünyesine taşıma girişimlerinde de yer aldığını öne sürüyordu. Çakır’a göre THKP-C’yi kuran Mahir Çayan’ın yanında da Pilot Necati vardı. Yani İlyas Aydın.

Yine Ergenekon’un Çöküşü isimli kitabın 96 ve 97. sayfalarında da Ergenekon, Gladyo ya da kontrgerillanın Seferberlik Tetkik Kurulu’ndan ayrı düşünülemeyeceğini iddia eden Zihni Çakır üstelik bunları tarihsel verilere dayandırıyordu.

Aynı kitabın 121. sayfasından 129. sayfasına kadar Şemdinli olaylarını da irdeleyen Zihni Çakır, 5 Kasım 2005 tarihli provokasyonun da Ergenekon’dan ayrı düşünülemeyeceğini öne sürüyordu.

Ergenekon’u Sivil Toplum Örgütleri üzerinden sivil topluma sirayet eden bir derin yapılanma diye tanımlayan Zihni Çakır, kitabın 135. sayfasındaki şu tanımıyla bugün devam eden dava ve soruşturma ile tartışmaları da tek cümlede özetliyordu adeta: “Üst karargah adı Ergenekon olan bu derin yapının anlayışında ‘özel harp’ mantığı hakimdir ve ‘gayri nizami harp’ yöntemini benimserler”.

3 KRİTİK TOPLANTI

Çakır’ın kaleme aldığı Ergenekon’un Çöküşü-2’de en dikkat çeken bölümse, 163-172 sayfalar arasında anlatılan kritik toplantılar. Çakır, toplantı katılımcılarının isimlerini kodlayarak verirken toplantıların detaylarını olduğu gibi aktarıyordu. Hablemitoğlu suikasti ve Danıştay saldırısı öncelerinde düzenlendiğini iddia ettiği bu toplantılar dışında Ergenekon’un yeniden yapılanma toplantısı da yer alıyordu. Üstelik Çakır’a göre o dönem yapının 1 Numarası da bu toplantılarda yer alıyordu.

ÖZEL KUVVETLER BELGESİ KOD ADI DARBE’DE

Yine Zihni Çakır tarafından kaleme alınan ve 2008 yılı Mayıs ayında haftalarca gündemin baş sırasına oturan Kod Adı Darbe kitabı da bugüne ışık tutuyordu.

Kitapta, yaklaşık 3 ay sonra açıklanan 1. Ergenekon iddianamesinin en kritik belgelerine yer veriliyordu.

Bunlardan en dikkat çekici olanı, kitabın 30. sayfasında yer verilen ve Genelkurmay Başkanlığı binası ile Deniz Kuvvetleri binalarını birbirine bağlayan tüp geçidin bombalanmnasına dair planın hedef kartı belgesiydi.

Üstelik bu belge, halen yapılan operasyonla gündemde olan Özel Kuvvetler Komutanlığı’na ait bir matbu belgeydi iddiaya göre. Yani Çakır, bugün kozmik oda denilen gizli bölgelere daha o zamanlar ulaşmıştı anlaşılan.

Kod Adı Darbe kitabının 45. sayfasında yer verilen, “gizli” ibareli, 12 Mart 2004 tarihli, Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından hazırlanan “28 Şubat 1997 Öncesindeki Durum İle Günümüzdeki Durumun Karşılaştırılması” raporu, o dönemin darbe hazırlıklarının da hangi mantığa dayandığını ortaya koyan bir belgeydi.

Çakır bu nedenle 28 Şubat ve Ergenekon’un birbirinden ayrılamayacak iki ayrı gerçek olduğunu iddia ediyordu.

Kod Adı Darbe’nin bir diğer bombası da, yer altından fışkıran askeri mühimmatlarla ilgili tartışmaları daha o dönem görüp noktalayacak bilgiye sahip olmasıydı.

GİZLİ CEPHANELİKLERİ DE AÇIKLAMIŞTI

Kitabın 48. sayfasında “Vietnam sandıkları mı açıldı?” başlıklı bölümde, Ergenekon’un yer altına gömülü çok sayıda mühimmatı olabileceğini söylüyordu. Bunun dayanağı da Seferberlik Tetkik Kurulu’nun yurdun şeşitli bölgesindeki gizli cephaneliğinin Ergenekonca kullanıldığı iddiasıydı.

Çakır’ın bu kitabının hemen akabinde yürdun şeççitli bölhelerinde askeri nitelikli cephanelikler toprak altına gömülmüş olarak bulundu.

Zihni Çakır, Kod Adı Darbe kitabının 109. sayfasında “Devlete sızma girişimleri” başlıklı bölümde de ıslak imza tartışmalarının muhattabı olan Dursun Çiçek’in görev yaptığı Psikolojik Harp ve Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın Ergenekon sanıklarından rapor almasına yer veriyordu.
Şimdilerde itirafçı olduğu açıklanan Ümit Sayın’ın kaleme aldığı bu raporlar, Ergenekon yapılanmasının sivil ayağı olan sivil toplum örgütleri ve kuvvacı yapıların desteklenmesi gerektiğini nedenleriyle anlatıyordu.

Yine aynı kitapta Dağlıca baskını ile Ergenekon arasında ilişki kurarken, TÜBİTAk tarafından hazırlanan ve GES komutanlığını zan altında bırakan “gizli bir rapora” da yer veriyordu. Rapora göre, baskındaki zaafiyetlerin asıl nedeni, telsizlerin yer tespitlerini saptamakta kullanılan sistemin 3-4 kilometrelik sapmadan 50 kilometrelik sapmaya çıkarılmış olmasıydı.

Zihni Çakır’ın en son piyasaya çıkan “Korku İmparatorluğu GLADIO” kitabı da tartışılmakta olan Özel Kuvvetler Komutanlığı ve seferberlik Tetkik Kurulu’na dikkat çekiyor.
GLADIO’yu bu birimlerde vücut bulan bir derin operasyon birimi diye adlandıran Zihni Çakır, Ergenekon yapılanmasının bu birimlerden ayrıştırılamayacağını söylüyor.

Cafesiyaset

Kategori : GündemComments (0)

Ergenekon’da tahliyeler


İkinci ”Ergenekon” davasına bakan mahkeme heyeti, tutuklu sanıklardan Birol Başaran, Süleyman Solmaz ve Teğmen Melih Yüksel’in tahliyesini kararlaştırdı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, mahkeme heyetince alınan ara kararlar, üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu tarafından açıklandı.

Buna göre mahkeme heyeti, dosya kapsamı ve suç vasfının değişme ihtimalini dikkate alarak, tutuklu sanıklar Birol Başaran, Süleyman Solmaz ve Teğmen Melih Yüksel’in tahliyesine karar verdi.

Bu arada, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün’ün, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu bazı sanıkların tahliye edilmesi yönünde oy kullandığı görüldü.

Kategori : ErgenekonComments (0)

Bir yılda 6 sır intihar


Son olarak Deniz Yarbay Ali Tatar ve Ezine İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Önder Galip’in intihar etmesiyle, son bir yılda intihar eden TSK personeli sayısı 6′ya yükseldi. Adı Ergenekon soruşturmasıyla gündeme gelen Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Hareket Daire Başkanı Behçet Oktay’ın da şubat ayında intihar ettiği göz önünde bulundurulunca, intiharların üzerindeki sır perdesi daha da sorgulanır hale geldi.

İşte son 1 yılda Türkiye’nin gündemine bomba gibi düşen ’sır’ intiharlar:

DARBE PLANLARINI DEŞİFRE EDEN ALBAY’IN SIR ÖLÜMÜ

Darbe planlarının yapıldığı ve bunu dönemin Genelkurmay Başkanı
Hilmi Özkök’e ihbar ettiği öne sürülen Albay Ali Belgutay Varımlı, geçtiğimiz
ay evinin balkonundan düşerek hayatını kaybetti. Varımlı’nın, Sarıkız ve
Ayışığı Darbe Planları’nı deşifre eden subay olduğu iddia edildi. İlhami
Erdil’in yargılandığı davayla ilgili olarak iddiaları araştıran o dönemin Teftiş Kurulu Başkanı Varımlı, Erdil’in rütbelerinin sökülerek er rütbesine
indirilmesine neden olan kişi olarak tanınıyordu. Varımlı’nın adı, Türkiye gündemini sarsan birçok olayda da gündeme geldi. Ergenekon davasına
giren emekli Orgeneral Özden Örnek’e ait günlüklerde adı geçen Varımlı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İlhami Erdil ile eşi ve kızının
yargılandığı davada da ifade vermişti.

ALEVİ OLDUĞU İÇİN FİŞLENDİ TEK KURŞUNLA CANINA KIYDI

Yalova’nın Altınova İlçesi’nde bulunan Karamürselbey Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda görevli Kıdemli Yüzbaşı Olgun Ural (40), beylik
tabancası ile başına bir el ateş ederek intihar etti. Alevi olduğu için fişlenen Ural’ın adı, 1. Ergenekon iddianamesinin deliller bölümüne girdi. Ergenekon
iddianamesinin deliller bölümünde, Olgun Ural’la ilgili olarak “Alevi, Sıvas Gemerekli. Yüzbaşı Ali Tatar’ın personel alımında görevli olduğu zaman
alınmıştı” ifadesi yer aldı. Ural, 2. Ergenekon iddianamesinin açıklanmasının ardından intihar etti.

JİTEM DAVASI, ALBAY KIRCA’NIN ECELİ OLDU

28 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan 11 sanıklı JİTEM davasının
sanıklarından emekli Albay Abdülkerim Kırca, ocak ayında Ankara Etimesgut
Güvercinlik Jandarma Lojmanları’ndaki evinde intihar etti. JİTEM itirafçısı
Abdülkadir Aygan bir gazeteye yaptığı “Ergenekon’un 16 ölüm kuyusunu
biliyorum” açıklamasında, Kırca’nın bizzat katıldığı ya da emrini verdiğini iddia ettiği infazları ve bu kişilerin nerelere gömüldüğünü anlatmıştı.

ÖZEL HARAKAT MÜDÜRÜ’NÜN ŞOK İNTİHARI

Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Hareket Daire Başkanı Behçet Oktay, şubat ayında Ankara’da başına bir el ateş ederek intihar etti. Behçet Oktay’ın ismi Ergenekon’un 11. dalgasında gündeme gelmişti. Oktay’ın gözaltına alınan eski Özel Harekat Daire Başkanvekili İbrahim Şahin’e yakın olduğu ileri sürülmüştü.

Şahin’in oluşturduğu suikast timinde görev yapmakla suçlanan Elazığ Emniyeti Özel Harekat Şube Müdürü Ayhan Atabek ile Antalya Özel Hareket Grup Amiri Servet Kaynak, ifadelerinde Behçet Oktay’dan gelen talimat üzerine resmi bir görev üstlendiğini düşünerek, Şahin’e özel ilgi gösterdiklerini anlatmışlardı. 11. dalgada gözaltına alınan Atabek, verdiği ifadede Behçet Oktay vesilesi ile tanıştığı Şahin’i yine onun ricasıyla aradığını söylemişti.

13 yıldır Özel Harekat Daire Başkanlığı’nı yürüten Oktay’ın, Şahin’in Başkanvekilliği döneminde yardımcılığını yaptığı öğrenildi.

RÜTBE SÖKEN YARBAY MAKAMINDA İNTİHAR ETTİ

Deniz Kuvvetleri’ndeki şüpheli ölüm olaylarından biri de İzmir’de yaşandı. Güney Deniz Saha Komutanlığı’nda görevli Hâkim Yarbay Tanju Ünal, 26
Haziran günü karargâhtaki makam odasında ölü bulundu. Kamuoyuna tabancayla intihar ettiği açıklanan Ünal, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami
Erdil’i yargılayarak rütbelerini söktüren askeri hâkimdi. Ünal’ın Hizbullah Terör Örgütü ve Batı Çalışma Grubu’nun kuruluş aşamalarını çok iyi bildiği, aktif
olarak çalıştığı, sonrasında Hizbullah’ın çözülmesinde rol oynadığı ifade edildi.

İKİNCİ KEZ TUTUKLANMA KARARI İNTİHARA SÜRÜKLEDİ

Deniz Yarbay Ali Tatar, amirallere suikast soruşturması kapsamında 9 gün tutuklu kaldıktan sonra 16 Aralık’ta serbest bırakılmış ancak daha sonra hakkında tekrar yakalama kararı çıkmıştı. Bu karar üzerine Yarbay Tatar evinde tabancayla intihar etti.

JANDARMA KOMUTANI’NIN SIR İNTİHARI

Son olarak bugün, Çanakkale’nin Ezine ilçesi İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Önder Galip, makamında intihar etti.

Sabah İlçe Jandarma Komutanlığına gelen Galip, makamına geçerek kapısını kapattı. Henüz belirlenemeyen bir nedenle beylik tabancasıyla başına ateş eden Galip, olay yerinde öldü. Silah sesini duyan ve odaya giren diğer askeri personel, Galip’in cesediyle karşılaştı.

Durumun ilgililere bildirilmesinin ardından, Cumhuriyet Savcısı olay yerine gelerek inceleme yaptı.

Galip’in evli ve 2 çocuk babası olduğu öğrenildi.

YÜZBAŞI MUZAFFER TEKİN DE DENEDİ, AMA KURTARILDI

Danıştay saldırısının ardından emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin intihara
teşebbüs etti. İntihara kalkışmadan önce bıraktığı notta baskınla ilgisi
olmadığını savunan Tekin, Avukat Alparslan Arslan’ı tanıdığını ve bazı
ulusalcı görüşleri paylaştıklarını belirtti.

Habertürk

Kategori : Derin Devlet, ErgenekonComments (1)

Yarbay Tatar neden intihar etti ?


Ergenekon soruşturması kapsamında, Poyrazköy’de ele geçirilen belgelere ilişkin gözaltına alınıp tutuklanan ve itiraz üzerine serbest bırakılan Deniz Yarbay Ali Tatar,

hakkında yeniden yakalama emri çıkarılmasına ilişkin tebligatı aldıktan sonra intihar etti.

7 Aralık’ta Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Deniz Yarbay Tatar, avukatlarının itirazı üzerine 3 gün önce serbest bırakıldı. Savcılığın talebi üzerine hakkında yeniden yakalama emri çıkarılan Deniz Yarbay Tatar’a, mahkemenin kararı, Üsküdar Beylerbeyi’ndeki Astsubay Hazırlama Okulu tesislerindeki lojmanında dün tebliğ edildi.

Tebligatın ardından Deniz Yarbay Tatar, evinde silahıyla başına bir el ateş ederek intihar etti.
Deniz Yarbay Tatar için bugün Karacaahmet’teki Cemevi’nde bir tören düzenlendi. Törenin ardından Deniz Yarbay Tatar’ın naaşı, toprağa verilmek üzere Ankara’ya götürüldü.
Törende, Deniz Yarbay’ın eşi Nilüfer Tatar, kameralara, ”Süleyman Pehlivan adını hiç silmeyeceğim. Kocamın katili sensin. Rahat nefes alıyor musun?” diye bağırdı.

Törene ayrıca, Deniz Yarbay Tatar’ın annesi Satı, kardeşi Ahmet ile askeri personel, yakınları ve vatandaşlar katıldı. Deniz Yarbay Tatar’ın bir kızı olduğu öğrenildi.

Kategori : ErgenekonComments (1)

Devlet, Öcalan`dan faydalanma yolları için 3 gizli toplantı yapmış


Başbakanlık, MİT, Jandarma, Genelkurmay, Emniyet, MGK temsilcilerinden oluşan gizli bir kurulun bu amaçla üç kez toplandığı ortaya çıktı. Milliyet`in haberine göre, Öcalan`ın İmralı`da yargılandığı 3 Haziran, 2 Temmuz ve 7 Ekim 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen toplantılarda PKK`nın siyasallaşma faaliyetleri ile teröristlerin dağdan indirilmesinde Öcalan`ın katkısının olup olamayacağı gibi konular ele alındı. Görüşmeler sırasında `Öcalan`ın talepleri ile beklentilerimizin ne kadarını karşılayabileceği değerlendirilmeli` görüşünü dile getiren MİT yetkilisinin `Eğer dağdakileri indirebilecekse, yaşayabildiği kadar yaşayacak.` dediği belirtildi.

Gizli tutanaklara göre Emniyet Genel Müdürlüğü adına katılan yetkili, toplantılarda sorgu için kendilerine ayrılan 3-4 günün kısalığından şikayet ediyor. MİT yetkilileri de Öcalan`ın sorgularda yalnızca örgütte gözden çıkardığı kişilerin isimlerini verdiğini kaydediyor. İSTANBUL ZAMAN

Kategori : GündemComments (4)

Ergenekon Nedir ? Neyi Amaçlar ?


Çoluşumuna müsait dağlık bir yerde yukarıdan küçük bir kar topu yuvarlanır, büyüye büyüye önce kocaman bir top olur, daha büyür bir alamet haline gelir ve önüne rastlayan evleri, köyleri dümdüz eder. Çığ faciası…

Bir buldozer yerden taşları toprakları iter, bir yere yığar, geri döner tekrar taş toprakları alır aynı yere götürür. Gide gele gide gele, muazzam bir yığın olur. Artık buldozerin gücü o yığını itmeye, kıpırdatmaya yetmez, pes eder.

Ergenekon da bunlara benziyor. Dalga dalga geldikçe, arkası bir türlü kesilmiyor. Korkarım bir yere gelinecek ve buldozerin itme ve yığma gücü bitecek.

Bu ülkede şimdi iki parti var: Ergenekon karşıtları ve Ergenekon taraftarları. Birinciler kelle sayısı bakımından çoğunlukta, ikincilerin gücü ve ağırlığı var.

Ülkemizde büyük kanunsuzluklar ile yolsuzluklar hep birlikte olagelmiştir.

Ergenekon’da sadece kanunsuzluk ve yolsuzluk yok, daha nice kirli ve karanlık şeyler var.

Sivas ve Başbağlar hadiseleri Ergenekon’un işiymiş. Bunun için cezaevinde yatan militanları çıkartmışlar, giydirmişler, oralara götürmüşler, silahlandırmışlar ve iki faciayı sahneye koymuşlar.

Bu halk, Sünnî olsun, Alevî olsun böyle cinayetler işlemez. Arada farklılıklar vardır, genelde kız alıp vermezler ama birbirlerini asla boğazlamazlar. Tanıdığım Alevî bir esnaf var, dükkanına her gidişimde beni çok iyi karşılar. Hatta en son gittiğimde köpüklü güzel bir kahve ısmarladı. Kendisi içmedi, Muharrem orucu tutuyormuş. Bendeniz oruçlu değildim, mahcup oldum…

Yakın tarihimizde yapılanlara bakınız:

Türklerle Kürtleri birbirine düşürmek istediler.

Sünnîlerle Alevîleri birbirine düşman edip çatıştırmak istediler.

Dindarlarla laikleri, barış kabul etmez iki hasım sektör haline getirmeye çalıştılar.

Sağcılarla solcuları… Şucularla bucuları…

Bundan maksatları neydi?

Toplumsal barışı ve mutabakatı yıkarak Türkiye’yi parçalamak mı istiyorlardı?

Hangi Türkiyeli ülkesinin, vatanının parçalanmasını ister?

Bunların amacı neydi?

Biz Türk, Kürt, Çerkez, Gürcü, Arnavut, Boşnak, Pomak ve daha bir yığın etnik kökene mensup vatandaşlar bu ülkede barış ve mutabakat içinde yaşamak istiyoruz ama birileri buna izin vermiyor. Böyle bir şeyden hiç memnun olmuyor. Neden?

PKK meselesini kurcalayın, ardından Ermeni emelleri ve planları çıkacaktır.

Ergenekon’un ardında böyle hesaplar vardır.

Türkiye’nin menfaatleri Arap ve İslâm dünyası ile sıkı bir işbirliği içinde olmaktır. Ergenekon iradesi ise İslâm dünyasından uzak durmamızı ve İsrail ile sıkı işbirliği yapmamızı istiyor.

Niçin?

Birileri yirminci yüzyılda dünyada iki Yahudi rejimi kurulduğunu iddia ediyor…

Yakın zamana kadar Türkiye ile Suriye, sınır komşusu olmalarına rağmen sanki Moğolistan ile Nikaragua kadar bir birlerine uzaktı. Niçin? İki komşu devletin yoğun ticaret, turizm, kültür, eğitim ilişkilerine sahip olmaları gerekmez miydi? Hangi irade bunları ayırmış, aralarına aşılmaz duvarlar çekmiştir?

Hangi irade Türkiye’yi bir İsrail kolonisi haline getirmeyi amaçlamıştır?

Türkiye’nin yakın tarihini, bugünkü halini, Ergenekon’u ve saireyi anlamak istiyorsak bizde bir buçuk milyon Kripto Yahudi ve çok miktarda Kripto Ermeni bulunduğunu hiç hatırdan çıkartmamamız gerekir.

Türkiye’nin bugünkü hale gelmesinde Haçlıların, Siyonistlerin, ABD’nin, AB’nin büyük rolü olmuştur.

Türkiye halkının çekirdeği ailedir. Yıllardan beri sinsice aileyi yıkmak istiyorlar. Aile yıkılınca belki Fransa yıkılmaz ama Türkiye mutlaka yıkılır.

Zinanın suç sayılıp cezalandırılmasını niçin istemediler?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bütün Avrupa ülkelerinin üniversitelerinde başörtüsü serbest olduğu halde Türkiye’deki yasağı niçin kaldırmadı, niçin hukuk dışı bulmadı?

Bundan yıllarca önce ülkemizde 21 bin misyonerlik merkezi olduğunu yazdığımda bazıları “Atma, bu kadar da olmaz!..” demişlerdi. Hayır atmıyorum, rakam şimdi daha da büyümüştür. Şu veya bu kılıkla ülkemize gelip yerleşen Haçlılar kiraladıkları veya satın aldıkları evleri hem mesken olarak, hem de kilise ve misyoner faaliyet merkezi olarak kullanmaktadır. Sessiz sedasız…

Van’ın meşhur kalesi dibindeki şimdi düzlenmiş bulunan eski Van’da iki harap cami vardır. Bunlar niçin mükemmel şekilde restore edilip hem ibadethane, hem kültür merkezi olarak hizmete açılmıyor? Hangi irade buna izin vermiyor? Bu camiler perişan ve metruk (terk edilmiş) vaziyette iken Ahtamar kilisesi müceddeden restore edildi ve devlet töreni ile açıldı.

Bugünkü Ergenekon’u anlamak için 1923′te Başhaham Hayim Nahum’un aracılığı ile hazırlanmış olan “Gizli Lausanne Protokollerini” bilmek gerekir.

Bu protokoller hakkında niçin araştırma yapılmıyor?

Korkuyorum, Ergenekon Türkiye’yi çökertebilir…

Altmış Yolsuzluk Dosyasına Ne Oldu?

BU Ergenekon işi, Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan silahlardan, bombalardan, patlayıcı maddelerden sonra açığa çıkmıştı.

O gecekonduda sadece silah, bomba, patlayıcı bulunmamış, ayrıca altmış kadar dosya bulunmuştu. Bunlar ülkemizdeki büyük yolsuzluklarla ilgili idi.

Şu anda bu dosyalardan pek bahseden yok. Dosyalar yok oldu…

Ülkemizi pençeleri arasına almış olan kirlilik, pislik ve kanunsuzluk sadece Ergenekon ile sınırlı değildir. Türkiye’de genel bir kokuşma vardır. Bu, inkâr edilmesi mümkün olmayan bir gerçektir. Pisliğin varlığının en büyük delili, temizlik ve saydamlık konusundaki uluslararası ankette Türkiye’nin notunun 10 üzerinden 4 olmasıdır.

Ülkemizdeki yolsuzlukların, pisliklerin, kirliliğin, kokuşmanın üzerine gidilmedikçe Ergenekon davası yetersiz kalacaktır.

Ecevit’in koalisyon iktidarı zamanında da çok yolsuzluklar olduğuna dair yaygın ve yoğun rivayetler bulunmaktadır. Bunların üzerine sünger çekilmiştir.

Son yüz yıl içinde yapılan yolsuzluklar, kirli işlerin bundan önceki kısmını tarihçiler inceleyip karara bağlamalıdır. Yakın tarihte yapılanları muhakeme etme işi ise yargıya aittir.

Pisliklerin ve kanunsuzlukların bir kısmının üzerine gitmek, bir kısmının üzerine gitmemek adalete, eşitliğe, demokrasiye ve bilgeliğe uygun olmaz. Ya hep ya hiç…

Kaynak : Milli Gazete

Kategori : ErgenekonComments (2)


Advert

Anlık Yazışma

Arşiv