Tag Archive | "darbe"

Camiler bombalansaydı, arkasından nasıl bir DARBE yapılacaktı?


TARAF GAZETESİ, FATİH CAMİİNE BOMBA ATARAK BİR ASKERİ DARBE BAŞLATILMAK İSTENDİĞİNİ YAZDI. EĞER BOMBALAR ATILSAYDI, O DARBE NASIL BİR DARBE OLACAKTI?

Tayyip Erdoğan’ın eski basın sözcüsü AKİF BEKİ, RADİKAL gazetesindeki köşesinde o senaryolu böyle yazdı:

Taraf’ın haberi o gün gerçekleşseydi, ‘Kara Cuma’ diyecektik.

‘Camiler kana bulandı’ başlıkları çekecektik.

‘Karanlık eller’, ‘Kanlı provokasyon’, ‘Kirli tezgâh’, ‘Hain odaklar’, ‘Şer mihrakları’ ve benzeri klişelerimizin hepsi işbaşında olacaktı.

Kaos ve kargaşa çıkarmak istediklerini, birlik ve beraberliğimize kast ettiklerini söyleyecektik.

Fail ararken, bilmem hangi meşum terör örgütünün adıyla karşılaşacaktık.

Ertesi gün, kalabalıkların öfkesini yansıtan resimler eşliğinde ‘Nümayişler kontrolden çıktı’, ‘İrtica ayaklanması’, ‘Yeni 31 Mart vakası’ olacaktı manşetlerimizde.
Hazırdı zihinlerimiz…

Sonraki gün, ‘Türkiye yönetilemiyor’a gelecekti sıra.

En son, ‘Ordu göreve’ pankartlarıyla çıkacaktık.

Final sayfalarımız, ‘Huzur operasyonu’nu alkışlayacaktı coşkuyla.

Askerin zoraki sahaya inişini, sevinç çığlıkları içinde selamlarken bulacaktık kendimizi.

Tepemize inenin bir ‘Balyoz darbesi’ olduğunu 10 yıl sonra fark edene kadar, bu böyle gidecekti.

***

‘Akla aykırı’ gelmiyorsa size bu senaryo…

Bugünden bakınca, ‘Hadi canım!’ diyemiyorsak…

‘3-5 çılgının işi’, ‘Maceraperest birkaç subayın hayali’, ‘Kafayı kırmış bir cunta ekibinin fantezisi’ açıklamalarına yıkıp geçemiyorsak…

‘Hangi biri?’ sorusunun altından kalkamayacağımız içindir.

Daha geçenlerde, ‘Taksim’de bir korkunç katliam’ senaryosu deşifre olduğu içindir.

Daha dün gibi…Ulus’taki Anafartalar Çarşısı’nda, Güngören’in en işlek caddesinde onlarca bedenin parçalarını nasıl topladığımızı unutamadığımız içindir.

Yok, hayır!.. Rüyada kan görmedik, kabustan uyanmadık, cinnet geçirmiş de değiliz.

Paranoya nöbeti söyletmiyor bize, ‘Kafasına koymuş bunlar bir kere’ diye.

Soğukkanlı bir planlamadan söz ediyoruz.

***

Son sözü, elbette yargıya bırakalım.

Hür mahkemeler versin kararı.

Adalet yerini bulana kadar kimseyi suçlamayalım, peşinen mahkum etmeyelim, o da tamam.

Ama akıbeti tartışmak hakkımız…

‘Türkiye İran mı olacak, Malezya mı olacak?’ diye oyalanırken biz, az daha Irak oluyormuşuz.

Ciğerleri delik deşik Afganistan’a, kevgire çevrilmiş Pakistan’a dönüyormuşuz.

‘Sivil dikta mı olacağız?’ diye alavere dalavere yaparken, bir de bakmışız ki faşizmin hasına itilmişiz.

Çarşı pazarda, cuma vakti büyük camilerde bombalar, sair mabetlerde intihar saldırıları art arda gelmeye başlamış.

Kan revan içinde bir ülke oluvermişiz…

Ceset torbalarına parçalanmış kol bacak toplamaktan, kan görmekten, acı çekmekten bitap düşmüş, yorgun, bezgin bir Türkiye olup çıkmışız.

Hangi uçurumdan döndüğümüzü görüp, ‘Maazallah!’ demiyor musunuz?

***

Cuma namazında Fatih Camii bombalanacak…

Aynı anda Beyazıt Camii havaya uçurulacak…

Birinin kod adı ‘Çarşaf’, diğerininki ‘Sakal’ olacak…

Akla aykırı geliyor mu size, haydi söyleyin?

‘Hadi canım!’ dedirtiyor mu, itiraf edin?

Kategori : GündemComments (0)

Gerçekten de böyle bir plan yapılmış olabilir mi? Camileri bombala, savaş uçaklarını düşür, askeri darbe yap…


Orgeneral Edip Başer: Asker her deli saçmasına cevap mı verecek?

Terörle Mücadele Eski Özel Koordinatörü emekli Orgeneral Edip Başer: “Var olan bir senaryo çalışmasına saçma sapan eklemeler yapılmış. Silahlı Kuvvetler’in cami bombalaması mümkün mü?” Başer, Genelkurmay açıklamasının soru işaretlerini gidermediği yorumuna “İletişimde sorun olabilir” yanıtını verdi.

Balyoz Planı iddialarının olduğu dönemde TSK komuta kademesinde yer alan emekli Orgeneral Edip Başer, Taraf gazetesinde yazılanları “deli saçması” olarak nitelendirerek “Bu milletin evlatlarından kurulu bir Silahlı Kuvvetler, bu milletin mukaddesi olan camiye bomba atıp, kendi uçağını düşürebilir mi? Bunlar mümkün değil. Var olan senaryo çalışmasına eklemeler yapılmış” dedi.

Ancak Başer’in net bir dille reddettiği darbe iddialarıyla ilgili aynı saatlerde Genelkurmay’dan gelen yazılı açıklamanın “kararsız” üslubu, bir kez daha askerin medya çağında kamuoyuyla iletişim ve kendisine yönelik iddiaları tatminkâr bir dille yanıtlamak konusunda yaşadığı sıkıntıyı gözler önüne serdi.

Taraf’taki iddiaların TSK’yı karalamak isteyen “hastalıklı ruhların” eseri olduğunu söyleyen Başer, “41 yıl boyunca Silahlı Kuvvetler’de böyle bir senaryo çalışması görmedim. Evet geri bölgede çeşitli senaryolarda asayiş ve emniyetin sağlanması için başvurulacak tedbirler vardır. Bunların planlaması barış zamanında yapılır.

Örneğin bir hainler grubunun camiyi bombalaması, iç çatışma ya da insanların birbirine düşman olması durumunda asayişin sağlanması… Bu durumda mülki amirler asayiş konusunda yardım talep ederse diye planlama yapılır. Zaman zaman bu planlar gündeme gelir, personel, er erbaş bu plana göre eğitilir.”

Başer, Türkiye’de “Böyle senaryo görmedim” dediği son 41 yılda askeri darbeler olduğunun hatırlatılması üzerine, “Evet ancak onlarda hiçbir zaman böyle tatbikatlarla oturulup geniş katılımlı senaryo çalışmaları yapılmadı. Komutanlar müdahaleyi gerekli gördüğünde bazı adımlar atmışlardır.”

TSK açıklamasının, darbe senaryosu çalışmasını net bir dille reddetmediği ve kafa karıştırıcı olduğunun hatırlatılması üzerine “Genelkurmay’da iletişim konusunda sıkıntılar olabilir. O konuda ne yapılması gerektiğine Genelkurmay Başkanı karar verecektir” dedi.

Başer, Genelkurmay’ın cami bombalaması iddiasına yanıt vermemiş olması konusunda ise “Silahlı Kuvvetler neden teferruata girsin. Her saçmalıkla vaktini harcamak zorunda mı? Birileri var olan bir senaryoyu ele alıp var olması mümkün olmayan bir hazırlıkla sanki bütün unsurların ele alındığı bir darbe planı varmış gibi takdim ediyor. Bana göre akla ziyan şeyler.”
Başer ayrıca “Silahlı Kuvvetler’e saldırılar günlük vaka haline geldi. Her gün çıkıp savunma yapmak uygun görülmeyebilir. Burada oynanan oyunu görmek lazım” dedi.

Kategori : GündemComments (0)

Üç çanta dolusu darbe günlüğü


Mahkemeyse bunu kabul etmeyerek, günlüğü CD olarak istedi.

Bu arada mahkemenin günlüklerle ilgili bilgi istediği Genelkurmay Başkanlığı da Başbakanlık da ‘günlük bizde yok’ yanıtı gönderdi.

Örnek’e ait olduğu öne sürülen ve Türkiye’de 2004 yılında ‘Sarıkız’ ve ‘Ayışığı’ adı verilen iki darbe hazırlandığına ilişkin bilgilerin bulunduğu ‘Darbe Günlükleri’ haberini yayımlayan Nokta Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün Örnek’e ‘hakaret’ ve ‘iftira’ suçlamasıyla yargılanmasına Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.

Duruşmada, Görmüş’ün avukatlarının talebi üzerine mahkemenin Genelkurmay ve Başbakanlığın günlüklerle ilgili istediği bilgilerin yanıtı okundu. Genelkurmay Başkanlığı ’somut ve tutarlı bir belge bulunmadığından’ bir soruşturma açılmadığını bildirirken, Başbakanlık’tan ‘günlüğün bulunmadığı’ cevabı geldi.

Görmüş’ün avukatları üç spor çanta içinde bulunan günlükleri delil olarak mahkemeye sunmak istedi. Avukatlar, 2 bin sayfalık günlüklüğün el yazısı olmadığını, kendilerine disketle geldiğini söyledi.

Mahkeme, bilgisayar çıktısı günlükleri kabul etmedi, günlüğün bilgisayar ortamındaki halinin disket olarak sunulmasını istedi. Duruşma 11 Nisan’a ertelendi. Hâkim, Görmüş’ün avukatlarının tanık olarak gösterdiği Cumhurbaşkanı Gül, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile bazı gazetecilerin dinlenmesine gerek olmadığına karar verdi.

Duruşma sonrası Görmüş şu açıklamayı yaptı:

“Biz bu darbe girişimlerinin gerçek olduğunu kanıtlamak üzere bir dizi tanıklık sunmuştuk. Siyasetçilere soruyorlar ve onlar da ‘Biz yayımlanmadan önce biliyorduk’ diyorlar. Daha sonra ortaya çıkan Ergenekon bağlantıları da bizim haberlerimizi, bir kez daha teyit etti. Ama mahkeme basitçe bu belgelerin Özden Örnek’e ait olup olmadığı meselesi üzerinde duruyor ve ötesine geçmiyor.”

Kategori : Darbe GünlükleriComments (0)

2004′te iki askeri darbe planının başarısız olduğu ortaya çıkmıştı… Sonrasında bir askeri darbe tehdidi daha yaşanmış; işte o darbenin planı


İddiayı ilk kez Taraf gazetesi yazarı Yasemin Çongar, 8 Nisan tarihli köşe yazısında ortaya atmıştı. Ardından Milliyet yazarları Taha Akyol ve Hasan Cemal’in daha ileri bilgileri köşelerine taşımasıyla ortaya çıkan iddia şöyleydi: Abdullah Gül’ün TBMM Genel Kurulu’nda cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine, CHP ve DSP’nin “367 oy çoğunluğu gerektiği” görüşüyle Anayasa Mahkemesi’ne dava açmasından sonra, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Karahanoğlu’nun Anayasa Mahkemesi’nin asker üyelerine, davayı kabul etmeleri için baskı yapmıştı. Telefon etmiş, Anayasa Mahkemesi üyelerinin çoğunun tele-konferans yöntemiyle dinlediği konuşmasında, “367 kararını siz çıkartmazsanız, biz yönetime el koyacağız” diye özetlenebilecek darbe tehdidinde bulunmuştu. Anayasa Mahkemesi üyeleri bu baskıya karşı çıkmış, dönemin mahkeme başkanı Tuğcu “Torunlarıma anlatamam” itirazıyla ağlamıştı.

Aynı dönemde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da “367 kararı reddedilirse, ülkenin karışacağını” söylemiş, bu sözün yarattığı tepki sürerken, Anayasa Mahkemesi açılan davayı haklı bulmuş, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçimi iptal edilmiş ve erken genel seçime gidilmiş, daha sonra cumhurbaşkanı seçimi tekrarlanmış, Gül bu kez MHP’nin de desteğiyle 367 çoğunluk sağlanarak cumhurbaşkanı seçilmişti.

GEÇ GELEN YALANLAMALAR

“Ya 367 ya darbe” iddiası, olaydan yaklaşık 1 yıl sonra, mahkemenin bazı üyelerinin bazı siyasetçilerle paylaşması sonucu, basına yansıdı.

Yasemin Çongar, Taha Akyol ve Hasan Cemal dışında, Milliyet’ten Güneri Cıvaoğlu, Zaman’dan Ekrem Dumanlı, Star’dan Eser Karakaş ve Mustafa Erdoğan ile Radikal’den İsmet Berkan da konunun üstüne giderek, iddianın muhataplarından açıklama yapılmasını istediler.

Taraf gazetesi, geçen cuma günü, iddianın ortaya atılmasının üzerinden 10 gün geçtiği, çok sayıda yazar bu konuda yazdığı halde, muhatapların hiçbir açıklama yapmamasına dikkat çekerek “Demek ki doğruymuş” başlığıyla konuyu manşete taşıdı.

Aynı gün dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, kısa ve yazılı bir açıklama yaparak, “ne asker ne sivilden bu konuda en küçük bir ima dahi gelmediğini” duyurdu.

İddianın ortaya atılmasından 13 gün sonra ise hem Tülay Tuğcu, hem de dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Karahanoğlu, önce Radikal gazetesi Ankara Temsilcisi Murat Yetkin’e, bugün de Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Fikret Bila’ya ayrıntılı röportajlar vererek, iddiayı yalanladılar.

DARBE YAPMANIN KURALLARI VARDIR

Karahanoğlu’nun iddiayı reddederken “Haber verilerek darbe mi olur” açıklaması yeni bir tartışma başlattı. Darbe yapmanın kuralları olduğunu ifade eden Karahanoğlu, şöyle dedi:

“Bir kuvvet komutanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nı veya bir üyeyi arayıp, ‘şu kararı almazsanız, darbe yapacağız’ der mi? Bunun akla sığan bir tarafı var mı? Mantıklı bir yönü var mı? Olacak iş mi? Ayrıca öyle haber verilerek darbe mi yapılır? Darbe yapmanın da kuralları vardır, gizliliği vardır. Bu bile düşünülse, iddiaların saçma olduğu anlaşılır.”

Karahanoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin Deniz Kuvvetleri kökenli üyesi Serdar Özgüldür ile de kişisel dostluğu sebebiyle zaman zaman görüştüğünü, ancak görüşmelerin hiçbirinde davaları konu etmediklerini belirterek şöyle dedi: “Deniz Kuvvetleri’nden Anayasa Mahkemesi üyesi arkadaşımla görüşürüm. Aynı üniformayı yıllardır taşımışız. Arkadaşlığımız, dostluğumuz var. Ama bu görüşmeler özel arkadaşlık görüşmeleridir ve hiçbirinde hiçbir dava konu edilmemiştir.”

Kategori : GündemComments (0)

Aytaç Durak’tan tartışılacak açıklama: ‘12 Eylül’ü yapanlardan Allah razı olsun’


Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Durak, ‘O sıkıntıları yaşamayanlar

bugün ÜFÜRÜYORLAR’ diyor…

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, 12 Eylül’le ilgili tartışılacak açıklamalar yaptı.

Kenan Evren Bulvarı’nın isminin değiştirilmesi yönündeki teklife karşı çıkan Durak, 12 Eylül darbesini savundu. Darbeyi gerçekleştiren dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren için de “Allah onlardan razı olsun.” ifadesini kullandı. Durak, bulvara Kenan Evren ismini bizzat kendisinin verdiğini ifade ederken “Ben bununla iftihar ediyorum. Gücüm yeterse değiştirilmesine asla müsaade etmem. Karşı olurum.” diye konuştu. Gerekçesini açıklarken de, “Kardeş kardeşe girecek durumdaydı. Türkiye bir iç savaşın eşiğindeydi. Ama tabii o sıkıntıları yaşamayanlar bugün üfürüyorlar. Veya art niyetli kesimler konuşuyor. Onların fikirlerine de saygı duymamak mümkün değil.” şeklinde konuştu.

MHP’li Başkan, 12 Eylül’ü ‘meşru’ gördüğünü ifade ederken, “Adana’nın en önemli caddelerinden birinde paşamızın ismi vardır. Demokratikleşme hepimizin arzusu. Türkiye’de bir daha askeri darbe olsun istemiyoruz. Ama Sayın Kenan Evren ve arkadaşları bu ülkeye çok faydalar getirdiler.” dedi. Durak, şöyle devam etti: “Allah onlardan razı olsun. Onların emeği boşa gitmedi. Her ne kadar bu hareketin karşıtları olsa da… Bu caddelerde her gün inip kalkan sağ, sol elleri ve ölen gençleri hatırlayalım. İç savaşa giden ülkenin sıkıntılarını bir an düşünürsek, o hareketin meşru olması gerektiğine inananlardanım.” 12 Eylül öncesi Türkiye’de hiç kimsenin çekmediği sıkıntıları Adanalıların çektiğini anlatan Durak, kentin çeşitli etnik ve siyasal tabana sahip olduğunu hatırlattı. O dönem belediye meclisine silahlarla gidip geldiklerini anlatan Başkan, “Allah bir daha o günleri göstermesin.” temennisinde bulundu.

Kategori : GündemComments (0)

Erbakan ‘a da darbe yapılacaktı


Bir ihbar mektubuyla başlayan darbe hazırlığı girişimi, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’a da bildirilmiş. Ancak konuya ilişkin bir işlemin yapılıp yapılmadığı ise bilinmiyor. İhbar mektubu, eski Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış’a gönderilmiş.

Konuyu CİHAN muhabirine açıklayan Elkatmış, 1996-1997 yıllarında kendisine bir ihbar mektubunun geldiğini söyledi. Tarihini tam olarak bilmediğini dile getiren Elkatmış, “Bana bir ihbar gelmişti. Erbakan da Başbakan idi o zaman. Bana gelen bu mektubu, o zaman sayın Erbakan’a da ilettim. Çok detaylı bir mektuptu. Fakat şu an içeriğini hatırlamam mümkün değil. Çetin Doğan denince ismi ordan kaldı. Bir darbe hazırlığı yaptıkları yönünde bir takım isimler vardı. Çetin Doğan da vardı. Bir işlem yapılıp yapılmadığını bilmiyorum.” dedi.

28 Şubat’ta Korgeneral olan ve dönemin Harekat Dairesi Başkanı Çetin Doğan’a ait olduğu iddia edilen konuşmalarda, ordudaki kadrolaşmadan darbeye zemin hazırlanmasına kadar birçok ayrıntı geniş bir şekilde yer alıyor. Tarihe post modern darbe olarak geçen 28 Şubat sürecine ilişkin Ergenekon 3. davası ek klasörlerinde, bu süreçte yaşananlar bütün çıplaklığıyla anlatılıyor.

Sanık Emekli subay Hasan Ataman Yıldırım’dan çıktığı iddia edilen bir belgede, 28 Şubat döneminin Genelkurmay Hareket Dairesi Başkanı Korgeneral Çetin Doğan ve Tuğgeneral Volkan Kaplama’nın katıldığı gizli bir toplantıda konuşulanlar anlatılıyor. 28 Şubat sürecinde, darbe ihtimalinin azalmasından oldukça rahatsız olan Çetin Doğan, neler yapılması gerektiği talimatını da veriyor.

Orduda kadrolaşma içinde özellikle tayin dairesinin ele geçirilmesini isteyen Doğan, zararlı olduğuna inandığı dini ve milli duyguların zayıflatılması için yapılması gerekenleri sıralıyor.

1940 yılında Trabzon’un Maçka ilçesinde dünyaya gelen Doğan, 1960 yılında Kara Harp Okulu’ndan, 1961 yılında Topçu Okulu’ndan mezun oldu. 1987 yılında tuğgeneralliğe terfi eden Doğan, Genelkurmay Komuta Kontrol Daire Başkanlığı, 1. Zırhlı Tugay Komutanlığı, Genelkurmay Plan Harekat Daire Başkanlığı, 4. Kolordu Komutan Yardımcılığı, 1. Mekanize Tümen Komutanlığı, Genelkurmay Harekat Başkanlığı ve Jandarma Asayiş Komutanlığı görevlerinde bulundu.

Orgeneral Doğan, 1999 yılında orgeneralliğe yükselerek Ege Ordu Komutanlığı’na atanmıştı. Doğan, 1. Ordu Komutanlığı’ndan emekli oldu. Doğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Türk-Kazak Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin başına atanmıştı. (CİHAN)

Kategori : Darbe GünlükleriComments (0)

2010 ‘ da darbe olurmu ?


CNN TÜRK’te ”Tecrübe Konuşuyor” programının konuğu olan Gül, “Yanlış insanlar, yanlış arzular olabilir ama böyle birşey TSK’ya karşı saygısızlık olur. Bundan sonra darbeler, muhtıralar söz konusu olamaz” diye konuştu.

KURUMLARARASI ÇATIŞMA

Ankara’da kurumlararası çatışma olduğu yönündeki yorumlara katılmadığını söyleyen Gül, “Bu söz konusu değil. Samimi olarak söylüyorum. Bunu söyleyenler Türkiye’nin yakın siyasi tarihini hiç yaşamamış gibi konuşuyor… Çeşitli yetki yorumlarındaki farklılıklardan dolayı sorunlar olabilir, buna çatışma denmez” dedi.

KÜRT AÇILIMI

Gül, Kürt açılımıyla ilgili “Güzel şeyler olacak” sözünün hatırlatılması ve hala iyimser olup olmadığının sorulması üzerine, “Türkiye giderek daha güzelleşecek. Problemlerini çöze çöze gidecek. Buna inanıyorum. Vatandaşlarıma inanınıyorum; vatandaşlarımızın sağlam bir mayası var. Çevresine ilham kaynağı olan bir ülke sorunlarını kendi kendine çözecektir. Terörle ilgili tarihi bir fırsat olduğuna inanıyorum. Öcalan yakalandığında vardı o fırsat, kaçırıldı. Teröre bu bölgede yer yok. Destekleyecek güç yok” ifadesini kullandı.

Gül, Kürt sorunu konusunda devletin yanlışı olup olmadığı yönündeki bir soruya ise, “Şüphesiz ki hep oldu, niye saklayalım? Tüm bunlardan ders almalıyız. Hepimiz bu ülkenin kurucu unsuruyuz. Ayrı iki halk söz konusu değildir. Farklı gerçeklerimiz, özelliklerimiz, zenginliklerimiz var. Reddetmek yanlış. Kimse öz yurdunda kendini yabancı hissetmeyecek. Bunları cesur ele almak gerekir” yanıtını verdi.

DTP’NİN KAPATILMASI

Cumhurbaşkanı Gül, “Mensup olduğunuz 2 parti kapatıldı. Eski partiniz 2 yıl önce kapatılmaya muhatap oldu. Demokrasi standartları yükselen b ir ülkenin lideri olarak DTP kapatıldı ve siz “hukuka saygılı olmak gerekir” dediniz. Garipsendi” şeklindeki soruyu ise, “Ben parti kapatmalarının ilke olarak doğru olmadığını söyledim. Doğru olan şey suç işleyenlerin yanlışlarını düzeltmesi. Şiddeti teşvik etmek yanlıştır. Ben ‘karşıyım’ dedim ama ‘PKK bizim varoluş gerekçemizdir diyen biri varsa mahkeme ne yapsın?’ dedim. Mahkemenin işine karışacak halim yok” diye yanıtladı.

Kategori : GündemComments (0)

Türkiye’nin hafızasına da darbe


12 Eylül 1980′de darbe yaparak ülke yönetimine el koyan askeri cuntanın “Türkiye’nin hafızası” olarak nitelendirilen binlerce evrakı imha ettiği ortaya çıktı.

Zaman’ın haberine göre Cumhuriyet tarihi boyunca Meclis’e gelen şikayetleri dijital orta-ma aktarmak için harekete geçen Dilekçe Komisyonu, vahim bir sonuçla karşılaştı: Darbe öncesindeki tüm dilekçeler yok edilmiş. Dersim İsyanı’ndan 6-7 Eylül olaylarına kadar birçok konuya ışık tu-tan evraklar, Türkiye’nin gayri resmî tarihi olarak nitelendiriliyor.

‘TÜRKİYE’NİN HAFIZASI’

12 Eylül askeri cuntasının, ‘Türkiye’nin hafızası’ olarak nitelendirilen binlerce evrakı imha ettiği ortaya çıktı. Cumhuriyet tarihi boyunca Meclis’e gelen başvuruları dijital ortama aktarmak için harekete geçen TBMM Dilekçe Komisyonu, 1980 öncesindeki tüm dilekçe metinlerinin yok edildiğini fark etti. İmha edilen evraklar, Dersim İsyanı’ndan 6-7 Eylül olaylarına kadar Türkiye tarihindeki birçok tartışmalı konuya ışık tutuyordu. Komisyon Başkanı Yahya Akman, söz konusu dilekçelerin Cumhuriyet tarihinin en objektif kaynakları olduğunu belirtiyor. Akman, “Bu evraklar, bir nevi Türkiye’nin hafızasıdır. Askerî yönetimin hangi gerekçeyle bunları imha ettiğini anlayamadık.” diyor.

Meclis’teki karar ve kayıt defterlerinde, dilekçelerin sadece numaraları ve konu başlıkları kalmış. Bazıları şöyle: “Bir kısım devrimlerden doğan mağduriyetler, 1955′te azınlıklara uygulanan baskılar, 27 Mayıs darbesiyle yaşanan mağduriyetler, 12 Eylül öncesi sokak olayları, Maraş ve Çorum katliamı.”

ORJİNALİ İMHA EDİLDİ

Askerî cuntanın hazırladığı 28 yıllık anayasayı değiştiremeyen, TBMM, 12 Eylül darbesinin vahim sonuçlarından birini tam 30 yıl sonra fark etti. 1980 yılına kadar vatandaşın en önemli ‘başvuru mercii’ olan TBMM Dilekçe Komisyonu’na gelen yüz binlerce dilekçenin askerî yönetim tarafından imha edildiği anlaşıldı. Darbenin ardından TBMM’de her komisyonda olduğu gibi Dilekçe Komisyonu’nda da başkanlık etmesi için bir subay görevlendirildi. Bu dönemde çalışmalarını askerlerin kontrolünde devam ettiren komisyon, skandal kararlara imza attı. Örneğin bir emekli generalin, “Emekli oldum ama maaşım yetmiyor, muvazzaf dönemdeki maaşımı almak istiyorum.” talebi komisyon tarafından uygun görüldü, Danışma Meclisi tarafından da onaylanarak hayata geçirildi. Bu yöndeki başvuru dilekçesinin de orijinali imha edildi ancak işlemin sonucu kayıt ve karar defterlerinde yer almaya devam ediyor.

EMİR KOMUTA ZİNCİRİ İÇİNDE OLDU

TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman, yaşanan vahim durumu geçtiğimiz günlerde yaptıkları bir çalışma sonucu fark ettiklerini söyledi. TBMM’nin kurulduğu 1920 yılından bu yana vatandaşların Meclis’e yaptıkları tüm başvuruları dijital ortama aktarmak için harekete geçtiklerini anlatan Akman, “Yapılan başvuruların ve bunlara verilen cevapların envanterini çıkaracaktık. Böylece bu belgelere daha kolay ulaşılmasını sağlayacaktık. Ancak 1980 öncesindeki başvuru metinlerinin hiçbirine ulaşamadık. Olayı araştırınca 12 Eylül döneminde bütün başvuruların imha edildiğini anladık. Bu durumu, uzun yıllardır Meclis’te çalışan bazı bürokratlardan da teyit ettirdik.” diye konuştu. TBMM Dilekçe Komisyonu arşivlerinin Türkiye’deki en önemli sosyal laboratuvar olduğunu belirten Akman, “Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığı olaylar ve içinde bulunduğu durumları öğrenmek için en objektif belgeler, vatandaşların TBMM’ye gönderdiği bu dilekçelerdir. Bu belgeler bir nevi doğrudan demokrasinin göstergesi, toplumun aynısıdır. Evrakların mutlaka saklanması gerekirdi. Zaten 1980′den önce ve sonra bütün belgeler hep saklanmıştır.” ifadelerini kullandı. Evrakların ‘emir-komuta’ zinciri içinde imha edildiğini ancak buna neden tevessül edildiğini anlamadıklarını belirten Komisyon Başkanı, bu yönde bilgi sahibi olmak için de karşılarında muhatap olmadığına dikkat çekti.

TBMM Dilekçe Komisyonu, 1980 darbesine kadar adeta ‘en üst mahkeme organı’ gibi çalışıyordu. Yargı sürecinden istediği sonucu alamayan vatandaşlar, bugün olduğu gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) değil, son umut olarak TBMM’ye başvuruyordu. Dilekçe Komisyonu da fiilî anlamda önemli yetkilere sahipti. TBMM Genel Kurulu’nun onay vermesi durumunda (bugün cumhurbaşkanı tarafından kullanılan) ‘mahkûmlara af’ müessesesi dahi işletilebiliyordu. 3 yıllık askerî cunta döneminde vatandaşların komisyona olan ilgisi azaldı; sıkıntılarına çözüm bulamayan insanlar TBMM’ye dilekçe yazmaktan vazgeçti. 1983′ten sonra ise ilgi artarken 2002-2007 arası komisyona 12 bin 448 başvuru geldi.

DERSİM SIRLARI DA İMHA EDİLDİ

İmha edilen belgelerin ağırlıklı olarak cumhuriyet tarihinin tartışmalı konularını içermesi dikkat çekiyor. Karar ve kayıt defterlerine göre, 1937′deki Dersim İsyanı ve sonrasındaki olaylarla ilgili TBMM’ye binlerce talep ve şikâyet dilekçesi gelmiş. Dilekçelerin numaraları ve konu başlıkları defterlerde yer alıyor, ancak orijinal belgeleri yok edilmiş. İmha edilen dilekçelerin içerdiği bazı konular şöyle: Cumhuriyet’in ilk yıllarında hayata geçirilen bazı devrimlerden doğan mağduriyetler, tek parti döneminde yaşanan sıkıntılar, 1955′te azınlıklara karşı yaşanan baskılar (6-7 Eylül olayları), 1960 darbesi ve sonrasında yaşanan mağduriyetler, 12 Mart 1971 muhtırası, 1980 darbesi önce yaşanan sokak olayları, Maraş katliamı, Çorum katliamı.

Kenan Evren başkanlığındaki cuntanın 12 Eylül 1980′de darbe yapmasının ardından bütün seçilmişlerin milletvekilliği sona erdi. TBMM feshedildi. Başbakan dahil bütün siyasi parti liderleri sürgüne gönderildi.1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı, önemli bütün kanunlar değiştirildi. TBMM çalışmalarını askerî yönetim tarafından belirlenen Danışma Meclisi sürdürdü. 1982 Anayasası da yine asker kontrolü altındaki bu meclis tarafından hazırlandı.

Kategori : GündemComments (0)

Paşa’ya darbe sorgusu


Ergenekon soruşturması kapsamında ifade veren eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına’nın darbe iddialarına ilişkin sorgulandığı ortaya çıktı.

Ergenekon soruşturması kapsamında ifade veren eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına’nın sorgu tutanakları basına sızdı. Fırtına’nın 10 saat süreyle darbe iddialarına ilişkin sorgulandığı ortaya çıktı. 5 Aralık’ta adliyeye gelen eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına’ya darbe iddialarıyla ilgili 131 soru sorulduğu ve bu soruların büyük bölümünün, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen günlüklerden hazırlandığı öğrenildi.

İfadelerinde zaman zaman sertleştiği belli olan Fırtına’nın, “Lanetliyorum, reddediyorum” gibi sözcükler kullandığı, Kıbrıs’la ilgili bir soruya ise savcıları “Devlet sırrı” konusunda uyardığı ortaya çıktı.

İbrahim Fırtına 35 sayfalık ifadesine darbe günlüklerinin gerçekleğinden duyduğu endişeyi dile getirdi.

Günlüğün eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, tarafından yalanlandığına belirten Fırtına, “Bir darbe suçlaması kapsamı içerisinde bana soru yöneltilmesini üzüntü ile karşılıyorum ve reddediyorum” dedi.

“Sarıkız”, “Ayışığı”, “Yakamoz” ve “Eldiven” isimli darbe planlarını emekli olduktan sonra basından duyduğunu anlatan Fırtına “Görev yaptığım dönem içerisinde Cumhuriyetçi Çalışma Grubu’ndan haberim yoktur. Emekli olduktan sonra Şener Eruygur ile bir iki kez sosyal ortamlarda bir araya geldim. Böyle bir çalışma yapmış olmasına ihtimal vermiyorum” ifadesini kullandı.

DENKTAŞ’A YAZILAN MEKTUP

Fırtına, Şener Eruygur’un dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a yazdığı ileri sürülen mektupla ilgisi olup olmadığını soran savcıya itiraz edip, bir de devlet sırrı uyarısında bulunduğu öğrenildi.

Fırtına, bu konuyla ilgili “Annan Planı’na karşı yavru vatanın sokağa dökülmesi, Türkiye’de tepki gösterilmesi iddialarına ilişkin olarak 2 noktada itirazım var. Birincisi doğru olmayan bu iddialar uluslararası boyutta tartışmaya yol açar. Bu husus iddianamede yer almasın ya da örtülü olarak kullanılsın. İkinci itirazım,bu iddia öncekilerde olduğu gibi ülkenin birlik ve dirliğine, yavru vatanda oluşabilecek çözümlere dinamit koyucu ve başkalarına istismar etme fırsatını veren yanlış bir kurgudur” cevabını verdi.

İbrahim Fırtına, “Ayışığı” darbe planında geçen 22 Eylül 2003′deki toplantıda, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e hitaben “Ya sen çekil ya da biz çekileceğiz” şeklinde notun verilmediğini ifade etti.

Fırtına, konuyla ilgili şunları söyledi: “Notun tarihi Özden Örnek ve benim göreve başladığımız ilk aydır. Belki ilk kez bir toplantıda bir araya gelen kişilerin önceden planlayarak sarfedeceği sözler değildir. İlk ay zaten nezaket ziyaretleriyle iadei ziyartlerle geçen dönemdir. Bu işlere girişmek, kanunlara, nizamlara devlete aykırılıktır kabul etmiyorum. Ayrıca Genelkurmay Başkanı’nın mektup yoluyla istifaya davet edildiği yönünde kendisinden birşey duymadım.” Mektupta TSK’nın protokol kurallarının ihlal edilmiş olduğuna da dikkat çeken Fırtına “Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan önce yazılmış. Böyle bir yanlışı Şener Eruygur’un yapacağına ihtimal vermiyorum. Bu nedenle yazının Şener Paşa’ya ait olmadığını, bir kurgu olduğunu düşünüyorum” dedi.

SEZER’İN GÖREV SÜRESİ

Hilafetin ilgasıyla ilgili 3 Mart 2004’te toplantıda AKP’den milletvekili kopartılması, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin uzatılması konuşuldu mu diye soruldu.

İbrahim Fırtına “O toplantıya katılmadım. Ben o toplantı sırasında görev gereği Ankara dışındaydım” cevabını verdi.

Fırtına, Cumhurbaşkanı Sezer’in görevini sürdürmesi için ne gibi görüşmelerde bulunduğu, Sezer ile görüşmeleri kim ya da kimler gerçekleştiriyordu sorusuna ise “Bu ifade Türkiye Cumhuriyeti’ni ve TSK’nın, birliğini tahrip etmek amaçlı bir kötü niyet beyanıdır, lanetliyorum” diyerek yanıtladı.

KOÇ, DOĞAN VE AKÇAKOCA SORUSU

Savcıların İbrahim Fırtına’ya ayrıca işadamları Rahmi Koç, Aydın Doğan ve Engin Akçakoca’yı tanıyıp tanımadığını sorduğu öğrenildi.

Fırtına, bu soru üzerine Koç’u sanayici olması nedeniyle tanıdığı Doğan ve Akçakoca’yla ise tanışmadığını söyledi.

Kategori : GündemComments (0)

CHP’nin darbe çelişkisi


‘Sözde belge’ ve asimetrik gerilim

Ankara gergin bir haftaya giriyor. Aslında gerginliği geçen haftadan hatta bir önceki haftadan devraldı. Yarını önemli kılan ise Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı. Artık açıkça ortaya çıktı ki asker kendisine karşı asimetrik bir savaş yapıldığına kani ve bunu en yetkili organda dile getirecek.

Hükümet ise ‘irticayla mücadele eylem planı’nın ’sadece bir kağıt parçası’ olmadığını düşünüyor. Suç duyurusunda bulunup ‘konunun takipçisi olacağını’ ilan etmesi de ‘elinde sadece Taraf’ın haberi’ olmadığının işareti denebilir. Bu tabloda Ergenekon savcılarının ikisi karargahta görevli 8 kurmay subayı ifadeye çağırması daha da önemli hale geldi. Anlaşılan resmin bütünü çok daha büyük ve karmaşık.

Bütün bu ’sözde belge’ tartışmaları içerisinde ilginç bir gelişme yaşandı ki tartışmasının bu haftaya yayılacağı aşikâr. Malum CHP ‘12 Eylül darbecileri yargılansın’ deyip fitili ateşledi ve yeni bir polemik doğdu. ‘Darbeciler yargılanır mı yargılanmaz mı?’ Hükümet temkinli yaklaştı, hatta Başbakan ’sulu şakalara gelmeyiz’ diyerek ‘CHP’ye güvenmediğini de açıkça ortaya koydu.

Bugüne kadar ‘rejimin partisi’ çizgisinden çıkmayan hatta bazılarına göre ‘askerin arkasına saklanıp siyaset yapan’ CHP, darbecilerin yargılanması için Anayasa değişikliği istiyordu.

Fakat ‘darbeciler yargılansın’ talebi çarşaf açılımı gibi kısa ömürlü oldu. Dün ‘darbeciler yargılansın’ diyen CHP, askerlerin karıştığı ‘anayasal düzene karşı suçlar’ın sivil mahkemelerde yargılanmasına imkân veren yasaya itiraz etti.

Tamam, 12 Eylül darbecileri yargılanmalı. Ama şu anda geçmişe dönüp darbecileri yargılamaktan daha acil konular var. Fırsatını bulduğu anda darbe yapmaya niyetli hatta bunun için silah stoklayan, eylem planları yapanların olduğu iddiası ortada.

Süren bir Ergenekon davası, araştırılan bir eylem planı var. Dolayısıyla acil ve öncelikli olan bir bakıma ‘bundan sonraki darbe girişimlerinin yargılanması.’

İşin ilginç yanı ‘mutabakatla geçen’ yeni düzenlemeye muhalefet partileri hiç itiraz etmemişti. Cevabı aranan soru ‘ne oldu da dün evet dediklerine bugün hayır dediler.’

‘O geceye’ dönersek. Köksal Toptan ‘benim de haberim yoktu’ diyor, muhalefet ‘bizden gizlediler’ diyerek AK Parti’yi itham ediyor.

Bekir Bozdağ ise ‘Danışma Kurulu’nu beraber yaptık, önergeyi beraber müzakere ettik, kabulüne beraber karar verdik, Genel Kurul’da görüşmeleri beraber yaptık ve yasalaştı’ diyor ve muhalefetin bir gün sonra itiraz etmesine anlam veremediğini söylüyor.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise önergeyi ve gerekçesini CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay ve partinin hukukçu kurmaylarından Şahin Mengü’ye görüşmeden 5 saat önce verdiklerini, üstelik de her iki ismin önergeyle gerekçeyi okuyup üzerinde müzakere ettiklerini söylüyor. Bu noktada enteresan bir durum var. Çünkü gerekçeyi anlamak için hukukçu olmaya gerek yok.

Önergenin gerekçesi şöyle diyor: “Asker kişilerin barış zamanında 250. madde uyarınca kurulan ağır ceza mahkemelerini yargı yetkisine giren bir suçu işlemeleri halinde, bu mahkemeler tarafından yargılanması amacıyla bu değişiklik önergesi verilmiştir. Buna karşılık olarak savaş ve sıkıyönetim halinde işlenen suçlarda ise askeri mahkemelerin yargı yetkisi korunmaktadır.”

Kulislere göre CHP’li Hakkı Süha Okay ‘Bu düzenlemeye itirazımız olmaz, destekleriz’ demiş. Ya ortada farklı kayıtlar var ya da muhalefet partileri okuduklarını anlamadı. Çünkü hem yasalaşma süreci hem de metinde kullanılan ifadeler ortada.

Aslında burada üzerinde durulması gereken nokta teknik ayrıntılarından çok CHP’nin içinde bulunduğu tezat. Hem darbeciler yargılansın diye anayasa değişikliği önereceksiniz hem de darbe girişiminde bulunan şahısların yargılanmasıyla ilgili düzenlemeye önce onay verip sonra iptali için dava açacaksınız.

Bütün bu tartışmaların ortasında bir sorunun cevabı hâlâ yok. Acaba hangi ülkede, hükümete yönelik bir darbe planı iddiası, askeri yargı merciinin yetki alanına girer ve böyle bir iddia sadece askeri savcının tek başına vereceği bir takipsizlik kararı ile sonuca bağlanır?

Kategori : Gizli BelgelerComments (1)

Advert

Anlık Yazışma

Arşiv