Archive | Kürt Açılımı

Sırrı Sakık’ın kulağına ne fısıldandı

Politikacı olmak için adam gibi adam olmak gerekir.
1999 yılında yapılan bir görüşme 10 yıl sonra neden dile getirilir?
Üstelik iddiaya göre CHP’liler, “bize bilindik isimleri değil yirmi militan verin” demişlerdi!
Peki, niye “yirmi militan”?
Niye bilindik isimler değil de özellikle “yirmi militan”?
Öyle ya, bu CHP saf; bu “yirmi militanı” kimse tanımayacak; devletin istihbaratı bu “yirmi kişi” hakkında medyaya/kamuoyuna bilgi sızdırmayacak öyle mi?
Ve bu militanlar takım elbise giyip meclise gelecekler öyle mi?
Vay canına!
CHP’ye bakar mısınız “yirmi militan” istiyor.
Gabar’dan, Kandil’den gelecek “yirmi militan”ı CHP TBMM’ye sokacak!?
Buna gerçekten inanan olabilir mi?
Üstelik…
Sırrı Sakık bunu meclis kürsüsünde ne zaman dile getiriyor? CHP’nin İçişleri Bakanı hakkında verdiği gensorunun TBMM’de görüşülmesi sırasında.
Niye bu gensoru verilmişti? Gözaltına alınan, tutuklanan DTP’lilerin Habur meselesi konusunda İçişleri Bakanı’nın “tutuklanmama garantisi” verdiğini söylemeleriydi. CHP bunu gündeme getirmişti.
Sırrı Sakık bunun doğru ya da yanlış olduğunu söylemiyor.
Ne diyor, “CHP 1999′da bizden yirmi militan istedi!”
Üstelik Sırrı Sakık’ın bir de tanığı vardı: Ahmet Türk!
Bitmedi.
Bu iddiayı gündemde tutan kimdi; Başbakan Erdoğan!
Başbakan Erdoğan, Habur görüntülerini böyle unutturmayı düşünüyor anlaşılan.
Halbuki “açılım” taraftarı Başbakan Erdoğan ne demeliydi; “Aferin CHP’ye; bizim daha yeni yaptığımız açılımı 10 yıl önce düşünmüşler!!!” Şaka gibi. Habur’u unutturmak için “20 militan” iddiası!
Türkiye’de birileri hala bu profesyonel politikacıları tanımıyor mu?
Ve…
Çok ayıp değil mi Sırrı Sakık?
Demezler mi “kardeşim niye 10 yıl susup şimdi konuşuyorsun. Yoksa kulağına birileri bir şey mi fısıldadı.”
Yazık.
Bin kez yazık.

Kategori : Kürt Açılımı0 Yorumlar

‘PKK’ya siyaset yolu açılsın’

BDP’li Emine Ayna, terör örgütü PKK’nın demokratik siyaset içine çekilmesinin şart olduğunu savundu.

Ayna, her hafta Abdullah Öcalan’la İmralı’da görüşen avukatlarına da ‘ne dediğini’ sorduklarını söyledi
ayna

Kimileri onu ‘Şahin’ olmakla suçladı, kimileri partisi DTP’nin kapatılmasından onu açıklamalarını sorumlu tuttu. Son günlerin hedefteki ismi, eski DTP’li yeni BDP’li (Barış ve Demokrasi Partisi) Mardin Milletvekili Emine Ayna Akşam Gazetesi’nden Özleö Çelik’e konuştu.

Emine Ayna ilk kez bu kadar açık olarak, ‘PKK demokratik siyasete katılmalıdır’ dedi. Ayna’nın, ‘Kürt halkı Öcalan’ın muhatap alınmasını istiyor’ sözleri tartışmaları yeniden alevlendireceğe benziyor.

Emine Ayna, bugün partisinin Meclis’teki ilk grup toplantısında verilecek mesajları toplantı öncesi AKŞAM’a açıkladı. İşte BDP’nin ilk mesajları ve Emine Ayna’nın ‘PKK ile bağ’ sorusuna ve merak edilen tüm sorulara verdiği yanıtlar…

BEDEL ÖDEDİK AMA YAPTIK

- BDP nasıl bir çizgi izleyecek? DTP ile aynı mı olacak üslup?

Nerelerde yanlış yaptık, nasıl yapsaydık daha iyi bir sonuç elde ederdik? 1 Şubat’taki kongre sürecinde bunları tartışacağız. Eksiklerimiz oldu. Ancak BDP’ye geçerken çok şey yaptık. Mevcut iktidarı teşhir ettik. DTP’nin son iki buçuk yılda göstermiş olduğu performans sayesinde AKP iktidarı sorgulanabilir hale geldi. Belki bedelini ağır ödedik ama bunu yaptık.

- Ne oldu da açılım süreci sekteye uğradı?

Aslında iktidar, Meclis’e getirdiği tartışmayla ve Silopi’den girişlerle başka şey yapmak istedi.

Gelenlere teslimiyet dayatılmak istendi. Bu açılıma hizmet etmez. Zaten 30 yıldır teslimiyet dayatılıyor. Bu insanlar eğer teslimiyeti kabul etmiş olsalardı bugüne kadar gelir teslim olurlardı. Ancak planları ters tepti.

KANUNU BİR KENARA BIRAKIN

- Pişman olmayan bile affedildi ve çadır mahkemeleri kuruldu. İktidar bu yüzden sert eleştirilere maruz kaldı.

Öyle yapmak zorunda kaldılar. Bakın, yüz binlerce insan sokağa dökülmeseydi teslimiyet dayatılırdı. Bu insanlar o zaman ya bizi tutuklayın derlerdi ya da geri dönerlerdi. Orada yüz binlerce insanın hazır olması serbest bırakılmalarını sağladı.Yok kanuna uyuldu mu, uyulmadı mı?Bunları bir kenara bırakın. Şu söylediklerim de yasaya uygun değil. Ben yasalar değişmeli diyorum. Kürt sorununa mevcut kanunlar çerçevesinden bakarsak bu sorunu çözemeyiz.

SİNİRLERİM BOZULDU, DEDİM

- Adalet Bakanı açıklama yaptı. Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilenlerin koşulları aynı dedi.

Gidip gördüler ve değiştirdiler ama. Hem bunu yapıp tahrik edeceksin. Aynı gün 8 Aralık’ta Anayasa Mahkemesi’nin esastan görüşeceği açıklandı. Atmosferden partinin kapatılacağı belliydi. Genel Merkez çıkışı gazeteciler ‘Bu açılımı nasıl etkiler?’diye sorunca, dalga geçiyorlar bizimle diye düşündüm. Sinirlerim bozuldu ve ‘Açılım bitmiştir’ dedim.

DEVLETTEN KORUMA İSTEMEM

- Tehdit alıyor musunuz? Devletten koruma ister misiniz?

Ben tehditlerle karşı karşıya gelmemek için mektuplarımı kendim açmıyorum. Meclis’teki e-mail’i kullanmıyorum. Ancak tehdit alan arkadaşlarımız var. Linç kampanyası yürütülürken ben devletten nasıl koruma isteyeyim?

- Peki İmralı ile bağınız hangi boyutta?

İmralı’ya giden avukatlarla düzenli görüşüyoruz. Biz talep ediyoruz. Dinlemek istiyoruz, ne diyor, olaylara nasıl bakıyor. Devlete diyoruz ki, Kürt sorununun muhatapları var. Bunlardan biri de Sayın Öcalan’dır. Değerlendirmelerini dinleyip takip ediyoruz çünkü Öcalan’ın her cümlesinin Kürt halkı üzerindeki etkisini biliyoruz.

PKK SİYASETE KATILMALI

- Kürt sorunun çözümü için yola çıkan hiçbir hareket PKK’dan bağımsız hareket edemiyor eleştirileri de var, öyle mi?

Kürtler PKK’dan bağımsız hareket etmeli diye bakarsak çözümsüzlüğü istiyoruz demektir. Bütün örgütlü güçler PKK’ya bağımlı olmalı demiyorum. PKK Kürt sorunun nedeni değil, sonucudur. Bugün PKK’yı yok sayarak çözüm olmaz diyoruz. Diyor ki, ben demokratik siyaset içinde yer almak istiyorum, ben barış istiyorum. Buna niye karşı çıkayım. PKK’nın söylediklerine, taleplerine bakıyoruz. Reddedilir talepler değil. Kabul edilebilir, gerçekleşebilir taleplerse, oturup konuştuğumuzda ortak vatanı yaratacaksak bu kısır döngü niye?

- PKK barış istiyorsa Reşadiye’deki saldırı neydi o zaman?

Siz demokratik kanalları açarsanız silahlar susar. Silahlı bir örgütü terörist ilan edip operasyonlar düzenleyip sivil vatandaş eylem yaparken öldürüp sonra silahlı örgüte niye silah kullandın diyemezsiniz. Ben bunu olumlamak anlamında söylemiyorum. Reşadiye olmasın mı istiyoruz? O zaman demokratik kanalları açalım. Devlet silah kullanırken, terörist ilan ederken, teslim olmaya zorlarken siz silahlı örgüte ne diyeceksiniz? Örgüt diyor ki ben demokratik alanda siyaset yapmak istiyorum.

- Yani PKK’nın demokratik siyasete katılması şart mı diyorsunuz?

Şart. Bunun için anayasa bir bütün olarak değişecek. Hemen yarın olmaz deniyor. Niye olmaz? Nedir engel. Hepimiz anti-demokratik diyorsak değişebilir. Anayasa eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve sivil olmak zorunda.

ARINÇ’I KORKUTTUM BAYDEMİR’İ ELEŞTİRDİM

- Bülent Arınç size ‘yaratık’ dedi. Partinin ‘şahin’i olmakla suçlandınız. Neden siz hedef oldunuz?

Çünkü iktidar mekanizmalarının biri Türk’tür, biri ‘Sünni’dir, biri de ‘erkek’tir. Erkek üslubudur bu. Arınç da bu üslubu kullandı, kendisi kaybetti. Son aylarda çok övüldü, sürekli olumlandı. Onun verdiği rahatlıkla yaptı diye düşünüyorum. Bu saldırılar elbette yıpratıyor ama bir yandan da müthiş güçlendiriyor beni. Demek ki diyorum, iktidar sahiplerini korkutacak güce sahibim.

- Sizin mağdur olduğunuz düşünülürken bir de gördük ki Osman Baydemir’in yanı başındasınız ve Baydemir küfür ediyor. Onu da eleştirdiniz mi?

Erkek üslubudur o da. Eleştirdik tabii. Zaten çok şaşkındık. Kadın milletvekilleri Diyarbakır’daydık. Kabul etmediğimiz bir üslup olduğunu ben söyledim. Özür dilemesini istemedik. Kendisine şunu söyledik, bu erkek egemen zihniyetin dilidir. Bunu değiştirmeye çalışan bir parti olarak bizim bu üslubu kullanmamız doğru değil dedik. Aynen bu cümlelerle paylaştım. Osman Baydemir çok kibar bir insandır. Ancak operasyonlar ve yaşananlar sinir harbi ve gerilime neden oldu. Bunu söylerken o üslubu savunduğum düşünülmesin lütfen.

Kategori : Kürt Açılımı, Terör0 Yorumlar

Osman Pamukoğlu: “Kürt Açılımı Batının Dayatmasıdır”

Kimsenin gitmek istemediği bir dönemde, devlet görevlilerinin; ancak sürgünle gittiği yere siz gönüllü komutan olarak gittiniz ve efsane olarak döndünüz. Şu an ise Hak ve Eşitlik Partisini kurarak siyasete girdiniz. Siyasette de efsane olacağınızı düşünüyor musunuz?

Biz orada ne yaptıksa bu milletin çocuklarıyla birlikte yaptık. Siyasetteki efsanelik ise halkın takdirine bağlıdır. Bunu ilk genel seçimlerde hep beraber görüp yaşayacağız.

Türkiye’nin en büyük sorunu kuşkusuz;  terördür.  25 yıldır devam eden  terör sorunu neden çözülemiyor, bu süreçte vatandaşa düşen görev  nedir, halk ne yapmalı?

Halk sadece bu konuda değil, her konuda  pasif kalıyor. Bizde halk gerçek anlamda siyasetle uğraşmıyor. 4 – 5 senede bir sandığa gidip, sonra da sırtını dönüyor, hepsi bu. Halk bizzat siyasetin içinde bulunmak ve sorgulamak zorundadır. Kaçarak özgür olunmaz!

İnsanlarımız Hakkını Arayarak Hesap Sormuyor

İnsanlarımız demokrat ve özgür olamadıkları için ne hak arıyorlar ne de hesap soruyorlar. Bir insanın demokrat olabilmesi için önce özgür ve bağımsız olması gerekir.

Maalesef  halkımız fakir, yoksul ve eğitimi düşük, eğitim verdiğimizi iddia ettiklerimizin bir çoğu da o diplomanın karşılığı olarak zihinsel ve ruhsal  gelişmişliğini tamamlamamış.

Halk hesap sorar hakkını ararsa ne dağlarda eşkıya ne şehirlerde çete kalır. Halk bunu yapamıyor,  bunu yaptıracağız.

Hukuk Güç Haline Gelecek

Türkiye’de hukuk güç haline gelecek. Güç hukuk haline gelmeyecek! Bu ülke ne demokrat oldu, ne sosyal oldu ne de gerçek bir cumhuriyet oldu. Biz olmayan şeylerden müteşekkil bir cumhuriyetiz. Şifahi bir toplum olduk oysa hayat laf değildir; hayat karardır, eylemdir.Bunun için gerçek demokratlığın gelmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması lazım. Hak ve eşitlik bu ülkede hiç olmadı. Bunu gerçekleştireceğiz.

Tam bağımsız bir hukuk sistemi olmalı, mahkemeler bağımsız olacak, adalet bakanı ve müsteşar, hakim ve savcılar yüksek kurulundan çıkacak. Adaletin içinden tüm siyasi unsurları ayıklayacağız.

Kentlerde üç şey dikkat çekecek; Okullar, adliye binaları ve ibadet yerleri herkes bunu fark edecek.

Geçmişte, asker kökenli bir  siyasetçi olan Alparslan Türkeş terörü bir yılda bitireceğini söylemişti. Şimdi ise siz 365 günde terörü bitireceğinizi söylüyorsunuz. Terör gerçekten bir yılda biter mi? Biterse son 25 yıldır Türkiye’yi yönetenler neden bunu başaramadı?

Dağları 365 günde çözerim demem benim o dağlarda 778 gün yaşamamdan kaynaklanıyor. Ben bizzat yaşadım ve yaptım. Bizim topraklarda ve Irak’taki kamplarda yaşayanların hepsinin yerleri noktasal olarak belli. Bunların hepsi bilinen şeylerdir. Çünkü o yerler, değişmez coğrafi özelliklere sahiptir.  Coğrafi olarak da dağdaki eşkıyaya hem idari hem taktik kolaylık sağlayan yerlerdir. Mekanları belli olduğu için bunda yadırganacak bir şey yok. Daha önceden yaptığım şeyi yeniden yapacağız.

Avrupalı ve Amerikalı müttefiklerimiz teröre destek veriyor

25 yıl boyunca neden olmadığına gelince: Bu işler önce siyasi irade ister. Siyasi iradenin hem içte hem dışta olması lazım. Eşkıyanın hem siyasi, hem lojistik desteği var. Bu desteği verenler de bizim Avrupalı ve Amerikalı müttefiklerimizdir.  Öncelikle bu siyasi ve lojistik desteğin ortadan kaldırılması gerekir.  İçeriye gelince;  içerisi çok pratik; dağlar temizlendiğinde mezra, köy, ilçe ve şehirlerdeki uzantıları, yardım ve yatakçıları, milisleri hepsi yok olup gidecekler.

Sizin burada net bir tavrınız mı olacak. Belirttiğiniz destekçilere karşı şunu mu söyleyeceksiniz; ya dürüst olacaksınız, gerçekten bizim tehlike olarak gördüğümüz  terörü siz de kabul ederek ona verdiğiniz desteği keseceksiniz ya da tarafınızı belli ederek terörden yana olacaksınız bunu  mu ifade etmek istiyorsunuz?

Evet, bunu tam onların anlayacağı dilden ifade edeceğiz. Terörün Avrupa’daki uzantılarının büyük elçileri Ankara’da, onları da çağırıp onlarla da konuşacağız.

Avrupa Birliği İle İlişkiler Dondurulacak

Bizi öyle kapılarda kimse oyalayamaz. Avrupa Birliği ile ilişkiler dondurulacak! Biz kimseden siyasi direktif almayız, kimse bize siyaset dayatamaz.  Pazar konuşulacaksa konuşulur, finans konuşulacaksa konuşulur.  Kapılarda oyalanacak zamanımız yok, bizi kimse oyalayamaz.

Partimizin sloganında olduğu gibi, onurlu millet; başı dik devlet olarak; bu topraklarda yaşayacağız. Bunun sağlanması için gereken her şey yapılacak ve halkımız da bunu görecek.

Kürt şovenist ibaresini yüksek sesle dile getirmeye çalışıyorsunuz . Bu ifadeyle kimleri kast ediyorsunuz?

Kürt şovenist derken; radikal Kürt milliyetçileri ve bizim topraklarımızda barınıp batının da desteğini alarak Kürdistan devleti kurma hayalinde olanları kastediyorum. Bütün maraz çıkaranlar ve işi çıkmaza sürükleyenler de bu adamlardır. Bunların gerçek anlamda Kürt vatandaşlarımıza rahatlık, huzur ya da sosyal ve ekonomik imkân, sağlama gibi bir derdi yok.Onların derdi: Batının uzantıları olmalarıdır. Kürt açılımı, Ermeni açılımı bunlar aynı amaca hizmet eden şeylerdir. Üstelik hükümeti de kendi amaçlarına göre kullanıyorlar.”

Ahmet Türk’ün PKK’lılar affedilsin ve onlara iş imkânı sağlansın, şeklinde bir önerisi oldu. İş imkânı PKK’lılara mı sağlanmalı; yoksa canı pahasına vatanını savunan ancak şu anda işsiz gezen gençlere mi sağlanmalı?

Hem affedilecek, hem iş verilecek başka ne istiyorlar? Öyle olmaz, af maf yok! Onlar önce; tüfeğini, havanını, roketini toplayarak tüm insan gücü ve mühimmatı ile Türk adaletine teslim olacak ve Türk halkının önünde hesap vereceklerdir. Ben şunu söylüyorum;bu ve benzeri şeyler bitmez, parmağının ucunu verirsen omza kadar gidersin. Daha da ötesi, haddini aşıp Kürdistanı kurduk diyenler var. Boş konuşuyorlar, Kürt açılımı adı altında körebe oynayıp, bıçakla çorba içmeye kalkıyor. Kürt açılımı, demokratik açılım, milli birlik projesi. Bu siyasi taleplerin hepsi eşkıyanın talepleridir. O zaman niye 25 yıl mücadele ettiniz? Bu kadar çocuk canını kaybetti, bölge alt üst oldu. Bunlar konuşmaya değer şey değil, sonunda da hiçbir şey olmayacak avuçlarını yalarlar.

Ekonomiyi canlandırmak ve işsizliği önlemek için ne gibi projeleriniz var?

Biz iki sahada at koşturacağız: Tarım – Hayvancılık ve sanayi. Ne tarım sanayinin, ne de sanayi tarımın önünde olacak. İkisini beraber götüreceğiz.

Gençlere Öncelik Verilecek

Dünyada insan dahil tüm canlıların üç şeye ihtiyacı var. Beslenme, barınma ve huzur. Huzur derken, mafyalar eşkıya ve çeteleri kast ediyorum, onlara ne yapacağımız belli.

Diğer taraftan bir insanın değişmez varlığı topraktır. Türkiye’de işlenmemiş toprak arazisi kalmayacak. Devletin kontrolündeki; milli savunma, maliye ve milli arazi denilen bütün arazileri 20 yıl vade ve en düşük kredilerle halka dağıtacağız. Mazottan vergi alınmayacak, tohum ve gübreyi yüzde 50 sübvanse edeceğiz. Ayrıca tarım bankası kuracağız şehirlerin çevresindeki bütün şişkinlikleri araziye çevirerek üreten bir toplum oluşturacağız. Bu konuda gençlere öncelik verilecek. Belki onlardan hiç para da almayacak ve her yıl ürettikleri mahsulün yüzde 15 ini işledikleri toprağın karşılığı olarak hazineye devretmelerini istenecek. Tarım alanlarında, bizim ürettiklerimiz kalite  ve fiyat olarak bütün dünyadaki ürünlerle yarışır hale gelecek. Ayrıca bizim halkımızın ürettiği ürünlerin benzerleri ülkemize sokulmayacak.

Hükümetin toprak reformuyla ilgili neler düşünüyorsunuz, bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Toprak reformu 1960’tan beri Türkiye’nin gündeminde, toprak reformunu biz yapacağız. Onunla ilgili çalışmalarımız devam ediyor.

Bunun yanında mayınlı arazilerin temizlenmesi konusunu, hem asker olarak hem de siyasetçi olarak nasıl yorumluyorsunuz? Mayınlı araziler 49 yıllığına yabancı ülkelere verilmek istendi; ancak olmadı. Hükümetin çalışmaları devam ediyor, bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz, mayınlı araziler nasıl temizlenmeli?

1950’li yıllarda o mayınları Türk ordusu nasıl döşediyse, şimdi de  aynı şekilde kaldırır.Bu ordunun işidir. Bunu yabancı şirketlere yaptırmak akıl almaz bir durumdur.

Askerlik Süresi İndirilecek

Ayrıca biz, başa geldiğimizde askerlik süresini indireceğiz. Halk fakirlikle uğraşırken 700 bin asker olmaz. Seferberlik ve savaş sırasında 6-7 milyon kişiyi nasıl silah altına alacağımızı herkes görecek. Artık İkinci Dünya Harbi’nden kalma ordu şekilleri, teşkilatlanmalar yok. Savaş sistemleri yok.

Patriot Füzelerine Türkiye’nin İhtiyacı Yok

Patriotlar alınacak diye bir haber çıktı. oraya buraya para vermenin alemi yok. Türkiye’nin o silahlara ihtiyacı da yok. Bize kimse füze atamaz. İran bir yerlere füze atacaksa, önce orta doğudaki Amerikan üslerine atar,  İsrail’e atar, Lübnan’a atar. En son atacağı yer Türkiye’dir. Şayet Türkiye’ye atmaya kalkarsa bizim ne yapacağımız çok açıktır. Kaldı ki böyle bir şey mümkün değil.

Milletin Anası Ağlıyor

Şunu anlatmaya çalışıyorum parayı oraya buraya çarçur etmenin alemi yok. Milletin anası ağlıyor. Amerika çok sevdalıysa bedava versin. Ama parçalarını da versin. Çünkü esas para parçalarına gidiyor. Benzer masallar 1950’den beri sürüyor. Artık kimsenin masal dinleyecek hali yok.

Önceliğimiz İşsizlik

Burada net olarak söylemek istediğiniz; şu anda Türkiye’nin Patriot füzesine ihtiyacı olmadığı, halkımızın asıl önceliğinin işsizlik olduğu ve dolayısı ile Patriot füzelerine ayrılacak bütçenin işsizlikle ilgili alanlara ayrılması gerektiği midir?

Evet, ayrıca Türkiye’ye dışarıdan yatırım gelecek ise  şunu taahhüt edecekler; 6 ayda, 1 yılda ne kadar Türk  insanı istihdam edilecek. Öyle yağma ile iş yok.

Biz taahhüt ediyoruz.  Hükümet olduğumuzda yaşı başı ağarmış bir tek insanımız sokakta hamallık yapmayacak.

YÖK ve RTÜK Kaldırılacak

YÖK denilen 12 Eylül’den kalma işe yaramaz kurum ve RTÜK kalkacak. Bunların her biri, kendi kurumları içinde doğal bir kontrol ve denetim mekanizmasına sokulacak.

İdamı Geri Getireceğiz

Ve bizim partimiz idamı geri getirecek. Siyasi anarşi, siyasal terör örgütü oluşturanlar, liderlik yapanlar ve yönetim kadrosunda olanlar idam cezasıyla yargılanacak. Geçen haftalarda Avrupa Birliği de idamı geri getirmek için toplandı. Geç de olsa bunları yapacağız.

Türkiye’de nüfus dengeleri üzerinde bir oyun mu var? Geçim sıkıntısı nedeniyle batıda ikiden fazla çocuk yapılmazken doğu da çocuk sayısı 20’yi buluyor. Fazla çocuk yaptıkları için ayda 1500 TL civarında devletten yardım alan aileler var. Burada bir adaletsizlik yok mu, varsa bunu önlemeyi düşünüyorsunuz?

Bu konu, sosyal, kültürel ve ekonomik bir konudur. Onlara iş sağlanacak; öyle bedavadan çocuk doğurup para kazanmak olmaz. Bir şeyler üretecekler ve çalışacaklar. Doğuya gönderilen her memur oralarda 10 – 15 yıl istihdam edilecek. Dönüşlerinde de onlara birer daire verilecek. Öğretmen olsun, doktor olsun, mühendis olsun hizmette devamlılık olacakDoğuya giden çalışanımızın gözü, batıya geri dönmekte olmayacak.

Bürokrasi Kaldırılacak

Bizim parti baştan aşağı reformdur. Bütün külüstür sistemleri, aksayan mekanizmaların hepsini değiştireceğiz. Lüzumsuz olan bütün bürokratik zincirler kırılacak ve bir bürokratın kapısında 4 – 5 tane arabayı kimse göremeyecek.

Devletin Parasıyla, Köpeksiz Köyde Çomaksız Oynanmayacak

Kamu maliyesi kontrol altına alınacak. Yerel yönetim maliyesi de sıkı bir denetim altında tutulacak. Hiç kimse hazine paralarıyla köpeksiz köyde çomaksız oynayamayacak. Tüm harcamalar insana yönelik olacak; eğitime, sağlığa ve barınmaya yatırım yapılacak.

Zırhlı arabalar al, uçak al böyle saçmalık olmaz. Her şey vatandaşa yönelik olacak. Kaybolan orta sınıfın ekonomik gücünü arttıracağız. Bunun için ne gerekiyorsa, vergi, kredi hepsini ele alacağız. Ekonomi partimizin esas çalışma alanı olacak.

Son günlerde elektriğe sürekli zam geliyor. Ayrıca batıda kaçak kullanılan elektrik oranı %5 iken doğuda % 70 civarında. Doğuda kullanılan elektriğin faturasını batıdakiler mi ödüyor, bölgeler arasındaki bu farklılığın önüne nasıl geçmeyi düşünüyorsunuz?

Bunun için önce güneydoğuda fabrikalar kurulacak, sanayisi güçlendirilecek ve istihdam sahaları yaratılacak. Orada yaşayan vatandaşlarımız kaçakçılığın her türünden arındırılacak, buna ihtiyaç duymayacak. Yaylalar ise hayvanlarla doldurulacak. Geçim sıkıntısı ve işsizlik  ortadan kalktıktan sonra da Türkiye’nin batısında yaşayan vatandaşlarımız faturalarını  nasıl ödüyorsa, o bölgede yaşayan vatandaşlarımız da öyle ödeyecek. Ayrı gayrı olmaz, yanlış var. O bölgede bir sosyalizasyon olacak, para kazanacaklar. Sonra da 778 bin metre karedeki insanlar nasıl ödüyorsa onlarda öyle ödeyecek.

Osmanlı’nın son döneminde Ermeni ve Kürt sorunu vardı. Bu gün bakıldığında aynı sorun Türkiye Cumhuriyeti’nde de devam ediyor. Buradaki esas problem nedir, nasıl çözülmelidir?

Sorun, Sevr’in Lozan ile bozulmasından kaynaklanıyor. Yaranın üzerindeki kabukları kaldırıyorlar. Silahla dağlara çıkarak, lobiler yaparak, parlamentolardan kararlar çıkararak bu iş olmaz. Tabiî ki Türkiye Cumhuriyeti de buna karşılık verecektir. Siyasi baskı yaparak,   silahla kimse bize bir şey kabul ettiremez.

Burası sıkıntılı bir coğrafyadır. Anadolu sürekli sel altındadır. 80 – 90  yıl öncesinden gelen meseleler var. Ama bu ülkenin bir karışına bile kimse niyetlenmesin. Kimseye vermeyiz. Biz bunu bilir bunu sağlarız. Huzursuzluk çıkaranların,  bunu iyi hesaplaması gerekir.Ermenistan ile olan son dönem ilişkilerimizi nasıl değerlendiriyorsunuz, 1915 sorunu, sözde soykırım iddiası, kesin olarak çözülmeden ve Karabağ işgali sona ermeden, sınır kapısı açılmalı mı?

Ermeni Meselesi Batının Dayatması

Ermeni meselesi sınırlar sorunu içinde batının bir dayatmasıdır. Karabağ işgali sona ermeden çözülmeden yapılacak her şey Azerbaycanlı soydaşlarımızı kızdıracak ve içerde de huzursuzluk yaratacaktır. Karabağ işi kökünden halledilmeden, hem Türkiye’de, hem de Azerbaycan’da siyasi ve sosyal sorunlar ortaya çıkaracaktır.

Amerika’dan muhalefeti dinlemeyin gereğini yapın talimatı veriliyor, talimatı alanlar da elinden geleni yapıyor. Bu iş lobilerle, dayatmalarla olmaz.

Bu ülkede her şey gayrı milli, milletin canını sıkan da bu. Ekonomi, siyaset hepsi gayrı milli.

Biz geleceğiz, Hak ve Eşitliği sağlayarak her kurumu, her yeri milli bir yapıya kavuşturacağız.

Kategori : Kürt Açılımı7 Yorumlar

Sokaklarda Pkk’yı aşan işler oluyor

DTP’nin kapatılması üzerine yeniden alevlendirilen sokak eylemleri, PKK’nın ‘karşı şiddet’ oluşturma stratejisi olarak değerlendirilirken, bu konuda önemli uyarılar dile getiriliyor.

Kamuoyunda, sahneye konulan stratejinin ‘olağanüstü hal ve sıkıyönetim’ gibi uygulamalara zemin hazırlamayı amaçladığı görüşü hakim. Ulusal Stratejik Araştırmalar Kurumu Başkanı Sedat Laçiner, sokaklarda PKK’yı aşan işlerin olduğuna işaret ediyor. “Alttan alta olağanüstü hal, hatta sıkıyönetim pişiriliyor. Andıçlarda, planlarda yapılamayan işler oluyor.” diyen Laçiner, açılım ilerleyince DTP’ye yerleştirilmiş derin PKK’nın devreye girdiğini, bunların da partiyi kapattırmak ve kaos için ellerinden geleni yaptığını düşünüyor. Laçiner, şu tespitlerde bulunuyor: “Dertleri ne Kürtler ne de Kürtçülük. PKK iç savaş hedefine kilitlenmiş durumda. Şehirler kana bulandıkça eylem yapmalarına gerek kalmayacak.”

Eski DP Genel Başkanı Süleyman Soylu da, sokak eylemlerinde iki taraflı provokasyon olduğunu belirtiyor. Olağanüstü hali içerecek bir yönetim biçiminin tartışılmasını manidar bulan Soylu, karmaşanın başka tarafa yönelik bakışın sağlanması için gerçekleştirildiğine dikkat çekiyor. Yazar Mustafa Akyol ise PKK’nın iç savaş çabasının sebebini şu sözlerle açıklıyor: “Açılım sürecinin sonunda PKK ve Öcalan’ın fonksiyonu kalmayacak. Korkuları bundan kaynaklanıyor.”

Bize barış lazım, kavga değil

Metin Özşanlı (Barış Komisyonları Başkanı):
Kavga etmek kolay, barışmak ise zordur. Lütfen herkes sakin olsun, birilerinin kurguladığı oyuna gelmesin. Türkiye’de yaşayan herkes birliktelikten yana olsun, sağduyulu olduğunu göstersin. Bölgede son bir yıldır yaşanan olumlu hava herkesi mutlu etmişti. Sadece karanlık günleri arzu edenler kızıyordu. Çok güzel günler bizi bekliyor. Yeter ki sağduyulu olalım. Kardeşler arasında kavga olmamalı, herkes barışın ince dilini kullanmalı.

Hedef; Türk-Kürt çatışması çıkarmak

Ömer İler (Kanaat önderi):
Aslında toplumun genelinde bir gerginlik yok, sadece oluşturulmak istenen gerginlik var. Bu gerginliği 6 ay önceki olumlu havaya dönüştürmek elimizde. Herkes elindeki suyla bu ateşe müdahale etmeli. Kardeş kavgasının hedeflendiğini görüyoruz. Aklıselim öne çıkmalı. Halkın bu süreçte uyanık olması gerekiyor. Her şey artık gün yüzüne çıkıyor, olayların fotoğrafını daha iyi çekebiliyoruz. Hükümetin yürüttüğü açılım sürecini, parti kapatmaları bahane ederek bitirebilirler. Bu tür gerginliklerin, birilerinin arzu ettiği Türk-Kürt çatışması amacıyla yapıldığını görmemiz gerekiyor artık.

Şiddet artarsa herkes kaybeder

Muhammet Akar (eski AK Parti Diyarbakır Merkez İlçe Başkanı):
Nevruza kadar çözüm bulunmaması halinde Türkiye, daha büyük tuzaklarla karşı karşıya gelecek. Bir karmaşa ortamında başta Kürtler olmak üzere bütün demokratlar kaybeder. Türkiye, bu çatışma ortamında enerjisini tüketir. Oysa ülke son dönemlerde dış politikada çok ciddi adımlar attı. Bölgesel aktör olma yolunda ilerliyor. Ama şiddet artarsa Türkiye, içine kapanır. AB ile ilişkileri zora girer. Pandoranın kutusu kötü yönde açılırsa herkesin kaybı olur.

Biz kardeşiz, oyuna gelmeyin

Hafız Ali Mülayim (Emekli imam):
Güneydoğu’da sürekli oynanan oyunlar, bu sıralar ülkenin farklı bölgelerinde sahneleniyor. Herkesin bu süreçte dikkatli olması, oyuna gelmemesi gerekiyor. Birlik ve beraberliğimizi unutmamalı, bunun çimentosu olan din kardeşliğimizi ön plana çıkarmalıyız. Bölgede huzursuzluğun nihayete erdirilmek istendiği bu süreçte herkes sükunetli olmalı, siyasiler halkı sakinleştirecek mesajlar vermeli. Gerginliğin kimseye faydası olmamış, hiç kimse kavgadan kârlı çıkmamıştır. Böyle zor dönemleri daha önce de yaşadık.

Çözüm istemeyenler rahatsız oldu

Fethullah Erbaş (Eski milletvekili):
Burada en büyük iş, siyasi parti liderlerine düşüyor. Herkes kendi tabanına hakim olmak için gayret göstermelidir. Daha önce terör olayları sebebiyle günde belki 40 ile 50 şehit cenazesi kalkıyordu. Çatışmaların en yoğun olduğu dönemlerde bile Türk-Kürt çatışması çıkmadı. Şimdi bu sorunun çözülmesi için adımlar atılırken rahatsız olunmaya başlandı. Herkesin aklıselim içinde hareket etmesi gerekiyor. Türkiye, yaptığı birtakım açılımlarla hem kendi bölgesinde hem de dünyada önemli ülkeler arasındaki yerini alıyor. Bu, Türkiye’nin düşmanlarını rahatsız ediyor. Bundan rahatsızlık duyan ve Türkiye’nin kendi iç sorunlarıyla meşgul olmasını isteyenler, bu tür sorunlarla önümüze sorunlar çıkarıyor.

Siyasi rant için geleceğimizi karartmayın

Ahmet Şen (Hakkâri Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı):
Siyasi rant için toplumu kamplara bölenler gelecekte bunun vebalini öder. Bu topraklar üzerinde bin yıldır kardeş gibi yaşamışız, topraklarımızı ve vatanımızı korumak için cephelerde yan yana mücadele vererek şehit olmuşuz. Oğlu şehit olan Manisalı baba, şehitliğe giderken bir tarafında Mardinli diğer tarafta Trabzonlu şehit mezarını görünce acısını içine gömüyor. Etle tırnak değil, etle kemik gibi olmuşuz. Burada provokasyonların olmaması için en büyük sorumluluk siyasi parti liderlerine düşüyor.

Silahlı göstericiler, delil yetersizliğinden serbest

Beyoğlu Dolapdere’de araç ve işyerlerine zarar veren DTP’li göstericilere silah çeken S.Ü., T.G. ve S.Z. isimli şahıslar, emniyetteki sorgularının ardından serbest bırakıldı. DTP’nin Beyoğlu’ndaki il binasında yapılan toplantının dağılımında 50 kişilik grup, Dolapdere’de ara sokaklarda bazı işyerleri ve araçları tahrip etmiş, tepki gösteren mahalleli taş ve sopalarla bu gruba karşılık vermişti. Mahalle sakinlerinden bazılarının göstericilere silah çekmesi, kamera ve objektiflere yansımıştı. Olayda 2 kişi yaralanmıştı. Çatışmanın ardından inceleme başlatan polis, aynı gün göstericilere silah çeken 3 şahsı ’silahlı adam yaralama’ şüphesiyle gözaltına aldı. Şahıslar S.Ü., T.G. ve S.Z. sorgulanmak üzere Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Polis, kişilerin kurusıkı tabanca kullandıklarını tespit etti. Üç şüpheli, sorgularının ardından delil yetersizliğinden serbest bırakıldı. Dolapdere’deki olaylara karışan ve yapılan silah atışlarıyla yaralanan zanlı Şevket Arslan ve Nureddin Doğan, çıkarıldıkları mahkeme tarafından ‘terör örgütü üyeliği’nden tutuklandı. Öte yandan İstanbul polisi dün akşam Ataşehir’de bir inşaatta kullanılmaya hazır yaklaşık 50 adet molotofkokteyli ele geçirildi. Olayla ilgili şüpheli bir kişinin gözaltına alındığı bildirildi. 

Bu oyuna gelmeyeceğiz

MHP Beyoğlu İlçe Başkanı Osman Gür, önceki gün İstanbul’da yaşanan olayları değerlendirirken Zaman’a önemli açıklamalar yaptı. Kendilerinin, gerginliğin içine çekilmek istendiğini ancak kesinlikle taraf olmayacaklarını belirten Gür, provokasyon olmaması için teşkilatları bile açmadıklarını anlattı. Oyuna gelmeyeceklerini söyleyen MHP İlçe Başkanı, “Silahlarla veya başka bir şeyle sokaklara inmeyiz. Biz bu ülkeyi sıkıntıya sokacak hiçbir harekette bulunmayız. Arkadaşlarımızı da bu yönde sürekli uyarıyoruz. Devletimizin polisi var, jandarması var. Bu tip hadiseler onların işi. Biz karışamayız.” dedi.

Dolapdere’de önceki gün karşıt gruplar arasında yaşanan silahlı satırlı kavganın yankıları sürüyor. Olaylar sırasında bazı göstericilerin ülkücülerin sembolü olan ‘bozkurt’ işareti yapması kafaları karıştırmıştı. MHP Beyoğlu İlçe Başkanı Osman Gür, konuyla ilgili Zaman’a önemli açıklamalarda bulundu. Kargaşanın milliyetçi camiayla ilgisinin olmadığını söyleyen Gür, kavganın Kürt ve Roman vatandaşlar arasında geçmişten gelen bir husumetten kaynaklandığını savundu. “Kavganın siyasi bir yönü kesinlikle yoktur. Ülkücüler de kavganın tarafı değildir.” diyen Gür, kendilerinin gerginliğin içine çekilmek istendiğini ancak kesinlikle taraf olmayacaklarını belirtti. Olayda silah kullanan kişilerin kendileriyle bir ilgisinin olmadığını söyledi. “Silahlarla veya başka bir şeyle sokaklara inmeyiz.” diyen Gür, kavgalar, gürültüler, kargaşalar ve çatışmaların kendilerine mal edilmek istendiğini ancak oyuna gelmeyeceklerini vurguladı. Gür, “Biz bu ülkeyi sıkıntıya sokacak hiçbir harekette bulunmayız. Arkadaşlarımızı da bu yönde sürekli uyarıyoruz. Devletimizin polisi var, jandarması var. Bu tip hadiseler onların işi. Biz karışamayız.” ifadelerini kullandı.

Çıkan olayları kesinlikle tasvip etmediklerini söyleyen MHP İstanbul İl Başkanı İhsan Barutçu da bu tip eylemlerin tamamen provokatif amaçlı olduğunu söyledi. İhsan Barutçu, “Silah çeken şahısların bizim teşkilatımızla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Herkesin çok dikkat etmesi gereken hassas bir dönemden geçiyoruz. Gerginlik ortamının sakinleştirilmesi gerekiyor. Ortada bir problem varsa da sükûnetle halledilmeli. Bu ve benzer olaylarla MHP’nin ilişkisi olamaz.” açıklamasında bulundu.

PKK’nın Reşadiye açıklaması tatmin edici değil

Fırat Anlı (KAPATILAN dtp’NİN dİYARBAKIR İL BAŞKANI):
DTP’nin kapatılması, Reşadi-ye’de 7 askerin şehit olduğu saldırıyı gölgelerken, PKK’nın 3 gün sonra üstlendiği eylem, Kürtler arasında da şüpheyle karşılandı. Bu konuda en çarpıcı açıklama, kapatılan DTP’nin Diyarbakır İl Başkanı Fırat Anlı’dan geldi. Star Gazetesi’ne konuşan Anlı, “Reşadiye’deki saldırıyı PKK’nın yaptığına inanmıyorum.” dedi. Eylemin yeri ve biçiminin de PKK eylemlerine benzemediğine işaret eden Anlı şöyle devam etti: “Orası PKK’nın eylem sahası değil, daha çok sol örgütler var. Üstelik bir operasyon veya saldırı da yok. Çarşı izninden dönen askerlere ateş açıldı. Saldırıdan 3 gün sonra üstlendiler ama bu açıklama Kürtleri tatmin etmedi.”

Eylemin yeri ve biçimi PKK eylemlerine benzemiyor. Orası PKK’nın eylem sahası değil, daha çok sol örgütler var. Üstelik bir operasyon veya saldırı da yok. Çarşı izninden dönen askerlere ateş açıldı. Saldırıdan 3 gün sonra üstlendiler ama bu açıklama, Kürtleri pek tatmin etmedi. PKK bu eylemi taktik nedenlerle üstlenmiş olabilir. Üstlenerek kontrol dışına çıkma ihtimali olan grupları baskı altına almak ve tabanına güven vermek isteyebilir. Daha önce de benzer nedenlerle bazı eylemleri üstlenmişti. Dershane önüne konulan bomba eyleminde olduğu gibi… Üstlenerek her şey kontrol altında mesajı vermek isteyebilir. Devlet de PKK dışında başka silahlı Kürt gruplarıyla uğraşmaktansa sadece tek bir muhatapla uğraşmayı tercih ediyor. 

Alttan alta olağanüstü hal pişiriliyor

Sedat Laçiner (Ulusal Stratejik Araştırmalar Kurumu Başkanı):
Açılım biraz ilerleyince DTP’ye yerleştirilmiş derin PKK devreye girdi ve partinin iradesini tamamen ellerine aldı. Partiyi kapattırmak ve sokakta kaos için ellerinden geleni yaptılar. Görünen o ki; PKK hedefe kilitlenmiş durumda ve hedefte de iç savaş var. Sokaklar ne kadar kana bulanırsa, Kürtler ile Türklerin arasının o kadar çatırdayacağı hesap ediliyor. Uçurumun kenarından dönen bir terör örgütü böylece can bulacak. İstanbul, Diyarbakır vs. kana bulandıkça örgütün eylem yapmasına bile gerek kalmayacak. Diğer taraftan sokaklarda PKK’yı aşan işler oluyor. Alttan alta olağanüstü hal, hatta sıkıyönetim pişiriliyor. Andıçlarda, planlarda yapılamayan işler oluyor şu anda. Türkiye, bir şeylere hazırlanıyor. Görünürde PKK var, hedefte ise Türkiye. Sürecin iki sigortası var. Hükümet her iki sigortayı da gevşek tuttu. Ve olan oldu, gevşek hatlar üzerinden gelen akım 2002′den bu yana gelen en ölümcül akım oldu. Danıştay saldırısıyla, ‘Sarıkız’la, ‘muhtıra’yla, ‘ıslak imza’yla ve daha birçok denemeyle başarılamayan, gümbür gümbür geliyor. Hedef iç savaş, kanlı bir iç savaş.

PKK açılımın aktörü olamadı, iç savaş istiyor

Mustafa Akyol (Gazeteci-yazar):
En büyük sorun, PKK tabanındaki koyu milliyetçilik ve Abdullah Öcalan’a tapılma derecesindeki bağlılık. Bu psikolojiyle hareket ettiklerinden açılım politikaları bunları tatmin etmiyor. Türkiye açılımla Kürt vatandaşlara zaten verilmesi gereken hakları verdi ya da verme noktasına geldiğini beyan etti. PKK, bunu kendisi için tehlike olarak görüyor. Çünkü onların isteği Öcalan’ın özgürlüğü ve örgütün kabul edilmesi. PKK bu olmayacaksa Kürtlere hak verilmesi faydalı bile değil bilakis zararlı fikrinde. Çünkü o zaman Kürtleri yumuşatacak bir tablo ortaya çıkacak. Açılım süreci sonunda PKK’nın ve Öcalan’ın fonksiyonu kalmayacak. Korkuları bundan. PKK’nın sokak eylemlerini artırması, sonuçları itibarıyla Türkiye’yi daha milliyetçi bir hale getiriyor. PKK olağanüstü hal isteği hakkında kesin bir şey söylemek zor ama PKK’nın şu an istediği iç savaş. Şiddetten beslenen bir örgüt şiddet olmadığında taban kaybettiğini gördü. PKK’nın menfaati şiddetin yükselmesinde. Türk tarafında da ideolojik koyu bir milliyetçilik var. Bu kesimler de bu işten memnun.

OHAL’in tartışılmasını manidar buluyorum

Süleyman Soylu (Eski DP Genel Başkanı):
Sokak eylemlerinde iki taraflı provokasyon, şiddeti tırmandırma stratejisi seziyorum. Sorun Türkiye demokratik açılıma başlamadan öncekinden daha kötü duruma dönerse, bu hükümet yerinde kalamaz. Millet, demokratik açılımın alacağı başarısızlıkta, faturayı siyasetin üzerine keser. Jandarmanın iç güvenlikten çekilmesinin tartışıldığı bugünlerde olağanüstü hali içerecek yeni bir yönetim biçiminin tartışılmasını manidar buluyorum. Demokratik gelişmeyi engelleyecek bu olaylar düşündürücü. Çok net bir şekilde Türkiye’nin son günlerinde yaşanan birtakım karmaşıklıklar başka tarafa yönelik bakışın sağlanması için gerçekleştiriliyor. Hükümetin hemen bir hamleye ihtiyacı var. Seçim barajı en az yüzde 7′ye indirilmeli. Partilerin kapatılması zorlaştırılmalı. 

Kaynak: Star- Zaman

Kategori : Kürt Açılımı1 Yorumlar


Advert

Anlık Yazışma

Arşiv