Archive | Şubat, 2010

Sırrı Sakık’ın kulağına ne fısıldandı

Politikacı olmak için adam gibi adam olmak gerekir.
1999 yılında yapılan bir görüşme 10 yıl sonra neden dile getirilir?
Üstelik iddiaya göre CHP’liler, “bize bilindik isimleri değil yirmi militan verin” demişlerdi!
Peki, niye “yirmi militan”?
Niye bilindik isimler değil de özellikle “yirmi militan”?
Öyle ya, bu CHP saf; bu “yirmi militanı” kimse tanımayacak; devletin istihbaratı bu “yirmi kişi” hakkında medyaya/kamuoyuna bilgi sızdırmayacak öyle mi?
Ve bu militanlar takım elbise giyip meclise gelecekler öyle mi?
Vay canına!
CHP’ye bakar mısınız “yirmi militan” istiyor.
Gabar’dan, Kandil’den gelecek “yirmi militan”ı CHP TBMM’ye sokacak!?
Buna gerçekten inanan olabilir mi?
Üstelik…
Sırrı Sakık bunu meclis kürsüsünde ne zaman dile getiriyor? CHP’nin İçişleri Bakanı hakkında verdiği gensorunun TBMM’de görüşülmesi sırasında.
Niye bu gensoru verilmişti? Gözaltına alınan, tutuklanan DTP’lilerin Habur meselesi konusunda İçişleri Bakanı’nın “tutuklanmama garantisi” verdiğini söylemeleriydi. CHP bunu gündeme getirmişti.
Sırrı Sakık bunun doğru ya da yanlış olduğunu söylemiyor.
Ne diyor, “CHP 1999′da bizden yirmi militan istedi!”
Üstelik Sırrı Sakık’ın bir de tanığı vardı: Ahmet Türk!
Bitmedi.
Bu iddiayı gündemde tutan kimdi; Başbakan Erdoğan!
Başbakan Erdoğan, Habur görüntülerini böyle unutturmayı düşünüyor anlaşılan.
Halbuki “açılım” taraftarı Başbakan Erdoğan ne demeliydi; “Aferin CHP’ye; bizim daha yeni yaptığımız açılımı 10 yıl önce düşünmüşler!!!” Şaka gibi. Habur’u unutturmak için “20 militan” iddiası!
Türkiye’de birileri hala bu profesyonel politikacıları tanımıyor mu?
Ve…
Çok ayıp değil mi Sırrı Sakık?
Demezler mi “kardeşim niye 10 yıl susup şimdi konuşuyorsun. Yoksa kulağına birileri bir şey mi fısıldadı.”
Yazık.
Bin kez yazık.

Kategori : Kürt Açılımı0 Yorumlar

Gülen hareketi Türkiye’yi polis devleti olmaya götürüyor.

Dünyaca ünlü Foreign Policy (Dış Politika) dergisi 2008 yılında dünyanın en büyük entelektüeli olarak Fethullah Gülen’i seçmişti. Gülen daha sonra dergiye röportaj da vermişti.

Foreign Policy Dergisi’nde 24 Şubat günü Soner Çağaptay imzasıyla Gülen hakkında bir makale yayınlandı. Yazının iddiası son dönem Türkiye’de yaşanan tutuklamaların arkasında Fethullah Gülen hareketinin olduğu iddiasıydı.
“Türkiye’deki darbe tutuklamalarının arkasında yatan gerçek neden ne?” başlıklı yazıyı Odatv okuyucuları için Türkçe’ye çevirdik.
İşte dergide yayınlanan o makale:

TÜRKİYE’DEKİ DARBE TUTUKLAMALARININ ARKASINDA YATAN GERÇEK NEDEN NE?

Tüm işaretler, gölgeler arasındaki İslamcı hareketi, ellerini hızla Türkiye’deki siyasi yaşamın her alanına uzatan Fethullah Gülen’i işaret ediyor.

Türk ordusu, son on – yirmi yıl boyunca dokunulmaz bir konumdaydı; başının belaya girmesi riskini göze almayan hiç kimse orduyu ya da ordunun üst rütbeli generallarini eleştirmeye cesaret edemezdi. Türk Silahlı Kuvvetleri ülkenin kurucusu Kemal Atatürk’ün bıraktığı laiklik mirasının en önemli koruyucusuydu ve ülkedeki hiç bir kuvvet ordunun bu hakimiyetine karşı ciddi bir tehdit oluşturamazdı. Ama artık durum böyle değil.

Aralarında muvazzaf generaller, amiraller ile Türk deniz ve hava kuvvetlerinin eski komutanlarının da bulunduğu 49 subay hükümete karşı darbe planları yapmak iddiasıyla 22 Şubat’ta gözaltına alındı. Subaylar, bir süre sonra yayın politikası orduya şiddetli darbeler indirmek olan Taraf gazetesinde de yayınlanan toplam 5000 sayfalık notları yazmakla suçlandı. Bu notlarda pek çok şeyin yanı sıra Türk ordusunun darbeye gerekçe sağlamak amacıyla İstanbul’daki tarihi camileri bombalayacağı ve kendi uçaklarını düşüreceği de yazıyordu. Birleşik Devletler’in eski bir Türkiye büyükelçisine bu haberler hakkındaki görüşlerini sorduğumda bu senaryonun saçma olduğunu düşündüğünü söyledi. “Türk ordusu darbe yapacak olsaydı, bu darbe hakkında 5000 sayfalık not yazmazdı” dedi.

Hava ve deniz kuvvetleri eski komutanları üç gün sonra serbest bırakıldı – hükümetin niyetinin yüksek rütbeli subaylara karşı suçlamada bulunmaktan çok Türk ordusunun gözünü korkutmak olduğunun bir başka kanıtı. Gözaltılar 19 Şubat’ta, Türkiye genelkurmay başkanının bir konuşmasının, geçmişinde Afganistan’daki Birleşik Devletler askerlerinin öldürülmesi hakkında övücü yazılar yayınlamış olan cihat yanlısı, İslamcı, küçük bir gazete Vakit’e sızdırılması olayından sonra gerçekleşti. Hem bireylerin konuşmalarının mahkeme izni olmadan kayda alınması hem de bu kayıtların yayınlanması Türkiye’de kanunlara aykırı. Ama hiç kimse hakkında genelkurmay başkanının konuşmasının kaydını yayınladığı için dava açılmadı, Türkiye’deki güç dengesinin değiştiğine dair bir işaret.

Türk siyasetinde taşlar yerinden önemli ölçüde oynadı. Artık orduya, belden aşağı da dahil olmak üzere vurmak serbest. Bu önemli değişimin arkasında yatan güç şu anda hükümette olan Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) destekleyen aşırı muhafazakâr politik grup Fethullah Gülen Hareketi (FGH). FGH, şu anda Birleşik Devletler’de yaşamasına rağmen Türkiye’de halâ oldukça revaçta olan karizmatik vaiz Fethullah Gülen tarafından 1970lerde kuruldu. Gülen’in din anlayışını, politikanın, yönetimin, eğitimin, medyanın, iş hayatının, genel ve özel yaşamın üstünde bir güç haline getirerek, laik Türkiye’yi kendi görüşlerine göre yeniden biçimlendirme amacı taşıyan muhafazakâr bir hareket.

Yeni kazanılan, orduyu eleştirme özgürlüğünün, Türkiye’yi daha liberal bir demokrasi haline getirdiğini düşünenler olabilir. Ama işin doğrusu Türkiye “dokunulmaz” bir örgütlenmenin yerine başka, daha tehlikeli bir örgütlenme ikame etti. Polis teşkilatı ile bu teşkilatın güçlü istihbarat şubesini kontrolü altında tutan ve hukuk alanındaki etkisini günden güne arttıran Gülen hareketini eleştirmek, bir zamanlar orduya saldırmak kadar büyük bir tabu haline geldi. Bugün artık Gülen hareketini eleştirenlerin başı belaya giriyor.

Tabi ki darbe iddiaları, haklarında hemen harekete geçilmesi gereken önemli konular. Ama bu iddialar, son üç yılda rekorlara geçen 5800 sayfalık bir iddianame, sabahın erken saatlerinde yapılan yüzlerce ev baskını, aralarında Kemal Gürüz ve Mehmet Haberal gibi üniversite rektörlerinin ve Türkiye’nin önde gelen eğitimcilerinin göz altına alınmasından başka bir şey üretmeyen Ergenekon davasının anlaşılması güç soruşturmasının bir parçası. Tutuklananların tek ortak özelliği AKP hükümetine ve Gülen hareketine karşı olmaları. Ergenekon davasının başsavcısı Zekeriya Öz, polisin istihbarat şubesi başkanı Ramazan Akyürek ve polis teşkilatı içerisinde önemli mevkilerde bulunan bazı kişilerin Gülen sempatizanı olduğunu düşünenler yok değil.

Sorgulanan ve tutuklanan bazı kişilerin geçmişte suç işlemiş olma olasılıkları olsa da çoğu suçsuz gibi görünüyor. Örneğin 73 yaşında, kemoterapi tedavisi gören bir büyükanne olan Türkân Saylan’ı ele alalım. Saylan, Gülen ağının da rakip örgütlenmeler kurduğu Türkiye’nin doğusundaki yoksul kız çocuklarına eğitim için burs veren bir STK’nın başındaydı. Türk polisi tarafından hasta yatağından alınıp, sözümona darbe planladığı için sorgulandı ve bu olaydan sadece dört hafta sonra yaşamını kaybetti.

Başka pek çok kişi de suçlarının ne olduğunu bile öğrenemeden hapishanede hastalandı ve hatta hayatını kaybetti. Polis ve yargı içindeki Gülen kontrolünde olan birimler, Ergenekon davasına bulaşmış kişilerin itibarlarını zedelemek için bu kişiler hakkındaki, eşlerine sadakatsizlik gibi özel hayatlarının en ince detaylarını içeren bant kayıtlarını AKP yanlısı ve Gülen yanlısı medya kuruluşlarına sızdırdılar.

Yasadışı dinleme kayıtlarının ve keyfi tutuklamaların amacı suçlular hakkında dava açmak değil halkın gözünü korkutmak. Gülen hareketi ve AKP’ye karşı olan Türkler düşüncelerini özgürce söylemekten korkuyorlar. Bu konu hakkında bir şüpheniz varsa Türkiye’deki bir arkadaşınızı arayın ve bu olaylar hakkındaki görüşünü sorun. Arkadaşınız size hava durumundan bahsedecektir.

Kendisini Atatürk’ün Türkiye için öngördüğü laik devlet yönetiminin asıl bekçisi olarak gördüğü, dinin politika ve yönetim üzerinde hakimiyet kurmasına siper olduğu için AKP ve Gülen yandaşlarına karşı çıkan ordu asıl nedenleri siyasi olan bu tutuklamaların başlıca hedefi haline geldi. Aralarında gizli ve bazen dört yıldızlı generallerin mahçup duruma düşmelerine neden olabilecek tıbbi kayıtlar da bulunan, kanuna aykırı bir biçimde ele geçirilmiş belgeler Gülen yanlısı medyada açıkça yayımlandı. Genelkurmay Başkanı’nın belgelerin üzerinde oynama yapıldığını söylemesine rağmen, bu belgeler gizli tanıkların da desteğiyle muvazzaf generalleri ve amiralleri tutuklamak için kanıt olarak kullanıldılar.

Gülen hareketinin orduyla arasındaki kan davasının kökleri derinlere uzanıyor. Birleşik Devletler’deki evanjelik hareketi model alan FGH 1980lerde önemli ölçüde büyüdü. Gülen demokrasiye karşı Makyevelist bir tutum benimsedi ve 1999 yılında bir Türk televizyonunda yaptığı konuşmada yandaşlarına “halka yalan söylemek de dahil olmak üzere her yol mübahtır” mesajını verdi. Hareket 1990larda çeşitli hükümetleri destekleyerek politik güç kazandı ve bu gücün sonucunda FGH, polis ve istihbarat birimi de dahil olmak üzere bürokraside kalıcı mevkiler kazandı.

Gülen 1990ların sonunda Türk ordusuyla karşı karşıya geldi – ve kaybetti. Bu çatışmanın merkezinde FHG’nin desteklediği islamcı Refah Partisi (RP) hükümeti ve Silahlı Kuvvetler vardı. Türk Silahlı kuvvetleri 1997’de RP’ye karşı bir halk hareketini yönetti. RP hükümeti, yönetimi karşısında oluştulan baskı sonucunda geri adım attı. Sonuç olarak, aralarında FGH mensuplarının da bulunduğu İslamcı hareket üyeleri bürokrasi ve ordudaki mevkilerini kaybettiler.

Türk mahkemeleri Gülen’e 1999 yılında yolsuzluk ve laiklik karşıtı hareketler nedeniyle ceza verince Gülen Pennsylvania’daki bir kır evine kaçtı. Sonradan suçsuz bulunmasına rağmen Türkiye’ye hiç dönmedi.

Ama FGH geri dönüp intikamını aldı. Büyük oranda yasaklanmış RP’nin yeni bir bedende dirilişi olan AKP 2002 yılında yönetime gelince FGH medya, seçmen ve iş yaşamında lobi desteğini iktidara verdi. AKP de karşılık olarak FGH üyelerini yargıda ve polis istihbarat servisi de dahil olmak üzere bürokraside önemli mevkilere getirdi.

Gülen hareketinin yönetim erkinin büyük bir kısmını kontrol ettiği ve Ergenekon davası aracılığıyla muhaliflerine karşı politik bir cadı avı sürdürdüğü Türkiye tehlikeli bir biçimde baskıcı bir yönetime doğru ilerliyor. Sovyetler Birliği’nde siyasetçi olan yakın bir arkadaşım bir keresinde “Polis devleti polisin tüm yurttaşları dinlediği zaman değil, bütün yurttaşlar dinlenme korkusu duyduklarında ortaya çıkar” demişti. Yeni Türkiye’ye hoşgeldiniz: Dikkatli dinlerseniz ayaklarınızın altında kayan politik zemini duyabilirsiniz.

Kategori : Darbe Günlükleri0 Yorumlar

3 Paşa daha tutuklandı

Savcılıktaki sorguları tamamlandıktan sonra mahkemeye sevk edilen Tümamiral Semih Çetin, Tuğamiral Turgay Erdağ ile eski Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi Başkanı emekli Tuğgeneral Suha Tanyeli tutuklandı.

Cezaevine gönderilenler arasında Donanma Kurmay Başkanı Tümamiral Semih Çetin, Tuğamiral Turgay Erdağ ile emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli de var. Duruşmada fenalaşan Albay Mehmet Yoleri ise serbest bırakıldı. 1′inci Ordu eski Komutanı Orgeneral Çetin Doğan da bu sabah adliyeye sevk edilecek.

Kategori : Gündem0 Yorumlar

Tutuklanan Askerlerin Listesi

”Balyoz Planı” iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında mahkemeye sevk edilen eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Korgeneral Engin Alan tutuklandı.

Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarınca sorgulanan emekli Orgeneral Doğan ile emekli Korgeneral Alan, İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. Aynı soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen iki muvazzaf subay, sivil memur olduğu belirtilen bir kadın ile emekli Albay Altan Batıbay, savcılık sorgularının ardından serbest bırakıldı.

Org. Çetin Doğan’ın avukatı yaptığı açıklamada, “Benim müvekkiliminde sorgusuna başsavcı vekili girmeli, aksi halde bu sorgulamaya itiraz edeceğiz” dedi.

31 asker tutuklandı

Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarınca sorgulandıktan sonra dün İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen 7 muvazzaf subay ile emekli Kurmay Albay Bülent Tunçay’ın tutuklanmasına karar verildi. Ayrıca Mahkemeye sevk edilen Tümamiral Semih Çetin, Tuğamiral Turgay Erdağ ve eski Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi Başkanı emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli tutuklandı.

Nöbetçi mahkemeye sevk edilen Albay Mehmet Yoleri ise sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakıldı.

Böylece, soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen 48 kişiden, 31 muvazzaf ve emekli asker tutuklanmış oldu.

Tutuklananlar

- Tuğamiral Aziz Çakmak
- Tuğamiral Turgay Erdağ
- Tümgeneral İhsan Balabanlı
- Tümgeneral Bekir Memiş
- Tümamiral Cem Ramazan Gürdeniz
- Tümamiral Semih Çetin
- Emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın
- Emekli Koramiral Ali Feyyaz Öğütçü
- Emekli Tuğgeneral Mehmet Kaya Varol
- Emekli Tuğgeneral İzzet Ocak
- Eski Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi Başkanı emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli
- Emekli Tümamiral Özür Karabulut
- Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk
- Kurmay Albay Ali Rıza Sözen
- Kurmay Albay Ali Türkşen
- Albay Abdullah Zafer Arısoy
- Albay Hasan Basri Aslan
- Albay Yüksel Gürcan
- Yarbay Hanifi Yıldırım
- Yarbay Levent Çehreli
- Yarbay Ertuğrul Uçar
- Yarbay Taylan Çakır
- Albay Recep Yıldız
- Albay Mustafa Öncel
- Albay Murat Özçelik
- Emekli Kurmay Albay Ümit Özcan
- Emekli Albay Kubilay Aktaş
- Emekli Albay Emin Küçükkılıç
- Emekli Albay Suat Aytın,
- Emekli Albay Ali İhsan Çuhadaroğlu
- Emekli Albay Bülent Tunçalp
- Emekli Org. Çetin Doğan
- Emekli Korgeneral Engin Alan

Tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalanlar

- Emekli Orgeneral İbrahim Fırtına
- Emekli Oramiral Özden Örnek
- Emekli Orgeneral Ergin Saygun
- Emekli Korgeneral Ayhan Taş
- Emekli Koramiral Lütfi Sancar
- Emekli Tuğgeneral Ahmet Baki Erdoğan
- Emekli Tuğgeneral Gaffur Aksu
- Emekli Tuğamiral Engin Baykal
- Kurmay Albay Muharrem Nuri Alacalı
- Albay Mehmet Yoleri
- Albay Cengiz Köylü
- Albay Tayfun Duman
- Emekli Kurmay Albay Ahmet Metin Dikici
- Emekli Albay Yusuf Ziya Toker
- Emekli Albay Musa İstek
- Emekli Albay Mustafa Çalış
- Emekli Astsubay Arif Erşan
- Emekli Albay Altan Batıbay

Kategori : Darbe Günlükleri0 Yorumlar

Camiler bombalansaydı, arkasından nasıl bir DARBE yapılacaktı?

TARAF GAZETESİ, FATİH CAMİİNE BOMBA ATARAK BİR ASKERİ DARBE BAŞLATILMAK İSTENDİĞİNİ YAZDI. EĞER BOMBALAR ATILSAYDI, O DARBE NASIL BİR DARBE OLACAKTI?

Tayyip Erdoğan’ın eski basın sözcüsü AKİF BEKİ, RADİKAL gazetesindeki köşesinde o senaryolu böyle yazdı:

Taraf’ın haberi o gün gerçekleşseydi, ‘Kara Cuma’ diyecektik.

‘Camiler kana bulandı’ başlıkları çekecektik.

‘Karanlık eller’, ‘Kanlı provokasyon’, ‘Kirli tezgâh’, ‘Hain odaklar’, ‘Şer mihrakları’ ve benzeri klişelerimizin hepsi işbaşında olacaktı.

Kaos ve kargaşa çıkarmak istediklerini, birlik ve beraberliğimize kast ettiklerini söyleyecektik.

Fail ararken, bilmem hangi meşum terör örgütünün adıyla karşılaşacaktık.

Ertesi gün, kalabalıkların öfkesini yansıtan resimler eşliğinde ‘Nümayişler kontrolden çıktı’, ‘İrtica ayaklanması’, ‘Yeni 31 Mart vakası’ olacaktı manşetlerimizde.
Hazırdı zihinlerimiz…

Sonraki gün, ‘Türkiye yönetilemiyor’a gelecekti sıra.

En son, ‘Ordu göreve’ pankartlarıyla çıkacaktık.

Final sayfalarımız, ‘Huzur operasyonu’nu alkışlayacaktı coşkuyla.

Askerin zoraki sahaya inişini, sevinç çığlıkları içinde selamlarken bulacaktık kendimizi.

Tepemize inenin bir ‘Balyoz darbesi’ olduğunu 10 yıl sonra fark edene kadar, bu böyle gidecekti.

***

‘Akla aykırı’ gelmiyorsa size bu senaryo…

Bugünden bakınca, ‘Hadi canım!’ diyemiyorsak…

‘3-5 çılgının işi’, ‘Maceraperest birkaç subayın hayali’, ‘Kafayı kırmış bir cunta ekibinin fantezisi’ açıklamalarına yıkıp geçemiyorsak…

‘Hangi biri?’ sorusunun altından kalkamayacağımız içindir.

Daha geçenlerde, ‘Taksim’de bir korkunç katliam’ senaryosu deşifre olduğu içindir.

Daha dün gibi…Ulus’taki Anafartalar Çarşısı’nda, Güngören’in en işlek caddesinde onlarca bedenin parçalarını nasıl topladığımızı unutamadığımız içindir.

Yok, hayır!.. Rüyada kan görmedik, kabustan uyanmadık, cinnet geçirmiş de değiliz.

Paranoya nöbeti söyletmiyor bize, ‘Kafasına koymuş bunlar bir kere’ diye.

Soğukkanlı bir planlamadan söz ediyoruz.

***

Son sözü, elbette yargıya bırakalım.

Hür mahkemeler versin kararı.

Adalet yerini bulana kadar kimseyi suçlamayalım, peşinen mahkum etmeyelim, o da tamam.

Ama akıbeti tartışmak hakkımız…

‘Türkiye İran mı olacak, Malezya mı olacak?’ diye oyalanırken biz, az daha Irak oluyormuşuz.

Ciğerleri delik deşik Afganistan’a, kevgire çevrilmiş Pakistan’a dönüyormuşuz.

‘Sivil dikta mı olacağız?’ diye alavere dalavere yaparken, bir de bakmışız ki faşizmin hasına itilmişiz.

Çarşı pazarda, cuma vakti büyük camilerde bombalar, sair mabetlerde intihar saldırıları art arda gelmeye başlamış.

Kan revan içinde bir ülke oluvermişiz…

Ceset torbalarına parçalanmış kol bacak toplamaktan, kan görmekten, acı çekmekten bitap düşmüş, yorgun, bezgin bir Türkiye olup çıkmışız.

Hangi uçurumdan döndüğümüzü görüp, ‘Maazallah!’ demiyor musunuz?

***

Cuma namazında Fatih Camii bombalanacak…

Aynı anda Beyazıt Camii havaya uçurulacak…

Birinin kod adı ‘Çarşaf’, diğerininki ‘Sakal’ olacak…

Akla aykırı geliyor mu size, haydi söyleyin?

‘Hadi canım!’ dedirtiyor mu, itiraf edin?

Kategori : Gündem0 Yorumlar

Gerçekten de böyle bir plan yapılmış olabilir mi? Camileri bombala, savaş uçaklarını düşür, askeri darbe yap…

Orgeneral Edip Başer: Asker her deli saçmasına cevap mı verecek?

Terörle Mücadele Eski Özel Koordinatörü emekli Orgeneral Edip Başer: “Var olan bir senaryo çalışmasına saçma sapan eklemeler yapılmış. Silahlı Kuvvetler’in cami bombalaması mümkün mü?” Başer, Genelkurmay açıklamasının soru işaretlerini gidermediği yorumuna “İletişimde sorun olabilir” yanıtını verdi.

Balyoz Planı iddialarının olduğu dönemde TSK komuta kademesinde yer alan emekli Orgeneral Edip Başer, Taraf gazetesinde yazılanları “deli saçması” olarak nitelendirerek “Bu milletin evlatlarından kurulu bir Silahlı Kuvvetler, bu milletin mukaddesi olan camiye bomba atıp, kendi uçağını düşürebilir mi? Bunlar mümkün değil. Var olan senaryo çalışmasına eklemeler yapılmış” dedi.

Ancak Başer’in net bir dille reddettiği darbe iddialarıyla ilgili aynı saatlerde Genelkurmay’dan gelen yazılı açıklamanın “kararsız” üslubu, bir kez daha askerin medya çağında kamuoyuyla iletişim ve kendisine yönelik iddiaları tatminkâr bir dille yanıtlamak konusunda yaşadığı sıkıntıyı gözler önüne serdi.

Taraf’taki iddiaların TSK’yı karalamak isteyen “hastalıklı ruhların” eseri olduğunu söyleyen Başer, “41 yıl boyunca Silahlı Kuvvetler’de böyle bir senaryo çalışması görmedim. Evet geri bölgede çeşitli senaryolarda asayiş ve emniyetin sağlanması için başvurulacak tedbirler vardır. Bunların planlaması barış zamanında yapılır.

Örneğin bir hainler grubunun camiyi bombalaması, iç çatışma ya da insanların birbirine düşman olması durumunda asayişin sağlanması… Bu durumda mülki amirler asayiş konusunda yardım talep ederse diye planlama yapılır. Zaman zaman bu planlar gündeme gelir, personel, er erbaş bu plana göre eğitilir.”

Başer, Türkiye’de “Böyle senaryo görmedim” dediği son 41 yılda askeri darbeler olduğunun hatırlatılması üzerine, “Evet ancak onlarda hiçbir zaman böyle tatbikatlarla oturulup geniş katılımlı senaryo çalışmaları yapılmadı. Komutanlar müdahaleyi gerekli gördüğünde bazı adımlar atmışlardır.”

TSK açıklamasının, darbe senaryosu çalışmasını net bir dille reddetmediği ve kafa karıştırıcı olduğunun hatırlatılması üzerine “Genelkurmay’da iletişim konusunda sıkıntılar olabilir. O konuda ne yapılması gerektiğine Genelkurmay Başkanı karar verecektir” dedi.

Başer, Genelkurmay’ın cami bombalaması iddiasına yanıt vermemiş olması konusunda ise “Silahlı Kuvvetler neden teferruata girsin. Her saçmalıkla vaktini harcamak zorunda mı? Birileri var olan bir senaryoyu ele alıp var olması mümkün olmayan bir hazırlıkla sanki bütün unsurların ele alındığı bir darbe planı varmış gibi takdim ediyor. Bana göre akla ziyan şeyler.”
Başer ayrıca “Silahlı Kuvvetler’e saldırılar günlük vaka haline geldi. Her gün çıkıp savunma yapmak uygun görülmeyebilir. Burada oynanan oyunu görmek lazım” dedi.

Kategori : Gündem0 Yorumlar


Advert

Anlık Yazışma

Arşiv